Görünmez bir peri kervanı gibi, bize bazen fena neşeler, sevinçli matemler, bazen hayırlı kederler, gamlı saadetler bırakarak, üstümüzden geçip giden senelerin eli, yalnız saçlarımızı ağartır, yalnız çehremizi değiştirir, sanırsınız. Hayır! Hislerimiz, fikirlerimiz, itikatlarımız (inançlarımız), muhabbetlerimiz de eski hâlinde kalmaz. Değişir.. Hem okadar değişir ki ilk saf şekillerinin tamamıyla zıddı bir kıyafete girer.
"İşin can alıcı tarafı, onlara bu fırsatı, batı vermiştir. İşte Fransa'nın tutumu. Özgürlük temeli üzerine kurulan Fransa! 'Soykırım olmamıştır' diyene hapis cezası. Fransa bunu niye yapmıştır? Çıkarı yüzünden mi? Ya da, birkaç yüz Ermeni oyu yüzünden mi? Hayır Meltem Hanım, yapmıştır çünkü Fransa'nın eli kanlıdır. Fransa da Birinci Dünya Savaşı'nda Ermenileri kullanmış, kendi üniformalalarını giydirerek Türklere karşı savaştırmıştır. Bu emperyalizmin doğal halidir. Fransa Cezayir'de, yüz binlerce yoksul Müslüman'ın kanına girmiştir...'
Meltem Hanım aslında bütün mesele, güzelim Anadolu topraklarından Türkleri gönderme meselesidir. Bütün diğer meselelerde olduğu gibi. Ermeni meselesini de yabancılar kaşımaktadır.
Bence, insan ruhunun kendine has özellikleri vardır. Ruhumuzun derin karanlık köşelerinde meseleler incelenir. Ya atılır ya alıkonur. Bu iş insanın öyle çeşitli ruhsal durumuyla ilgilidir ki. Onları kendi de bilmez. Çok zaman azap, sıkıntı içinde yatar. Bunun neden ileri geldiğini bilemeyiz. Sabahleyin bir de bakarız yepyeni bir aydınlık ufuk açılmıştır. Belki de kara kara düşünmenin sonucudur.
Ya diğerleri ne için mücadele ediyorlardı. Mücadelesini verdikleri her neyse ölmeye değer miydi? Her gün gazetelerde öldürme, bombalama, kavga, soygun haberleri okuyorduk. Bir tarafta birbirine karşılıklı düşman olmuş gençlik, diğer tarafta bu olup bitenlere kaygısız kalan günlük hayatını sürdüren insanlar;