Çevremizdeki acıların tamamını bizim de çekmemiz gerekiyor. Hepimizin ortak bir vücudu yoktur, ama ortak bir büyüme yolumuz vardır, ve bu ise , şu ya da bu biçimde ,acılar içinden götürür bizi. Nasıl ki çocuk belli bir gelişim sonucu yaşamın tüm evrelerinden geçer ve sonunda ölürse , biz de bunun gibi yaşadığımız dünyanın tüm acılarından geçerek gelişiriz. Bu konuda adalete yer yoktur, acılardan ürkmeye ya da acıları üstünlük olarak nitelemeye de yer yoktur.
Büyük iane veremiyordu. Çünkü servetinin ne kadar olduğu anlaşılırdı. Çünkü kazanıp sırıtanlar, kazanmayıp somurtanlar harbi umumide Türkiye'nin tarifiydi. Bu memleket nasıl cehennemdi ki, en iyi yürekliyi para duygusuz yapıyordu; iyilik yaparsa büsbütün tenkit edeceklerdi; sonra onun parasını tenkit edenlerden bazıları ne kadar zavallıydılar: Karılarının Hermine kürklerini, platin kol saatlerini, yeşil altından el çantalarını Adnan almıştı; fakat bu tenkit olunan Adnan o kocaların isimleriyle sıfatlarını yanyana koyup söyleyemiyordu: Ve bu erkekliği gösterirken insan zengin olunca ne kolay faziletli olabileceğini düşünüyordu; en tuhafı karılarının bu pahalı süslerine kocalarının ufak aylıkları yetiyordu; bu Hermie'lerin, bu platine'lerin önünde somurtmayan kocalara baktıkça insanlara acıyor, parayla neler yaptığını görerek paradan korktuğu için paraya tapıyordu.
Para maddi mesafeyi azaltırken, manevisini çoğaltıyordu; Adnan istediği yere beş dakikada giriyordu; her istediği şey beş dakikada cebinde,midesinde, kollarındaydı. Fakat memleketin felaketleri ondan kaçıyordu, uzakta duruyordu; İstanbul'un kapısında üst üste yığılan genç ölüleri, Çanakkale'de, balya balya şehitleri uzaktan seçemiyordu.