Pelenai

Bu sağır şehirde ve bu dilsiz çağda bile zaman zaman, kaldırımsız dar sokaklarda, azgın soyluların bu haşin araba sürme adetinin halktan kişileri zalimce tehlikeye attığına ve onları sakatladıklarına dair şikayetler duyulurdu. Ama çok az kişi bu duruma dikkat ediyordu ve diğer pekçok konuda olduğu gibi sefil halk zorluklar karşısında başının çaresine bakmak zorunda kalıyordu.
Sayfa 138·Kitabı okudu
Reklam
Askeri bilgilerden yoksun subaylar; gemiler hakkında hiçbir şey bilmeyen deniz subayları; hiçbir işten anlamayan devlet memurları; ateşli gözleri, sarkmış dilleri ve dağınık yaşamlarıyla dünyanın en dünyevi ve arsız din adamları, hiçbiri bu işleri yapmaya uygun değillerdi ama yayıldıkları yerden oraya aitmiş gibi davranıyorlardı ve hepsi ucundan köşesinden Monsenyör‘ün düzenine aitti, bu yüzden ucunda para olan her türlü işe koşturuyorlar, onlarsa topladıkları paralara bakıyorlardı. İnsanlar Monsenyör ya da Devlet’e bağlı olduğu kadar, gerçek olan şeylerden de bir o kadar kopuklardı ve kendine doğru bir yol tutturmuş dürüst insanlar parmakla gösterilecek kadar azdı.
Sayfa 134·Kitabı okudu
Her iki ülkede de halkın açlığı pahasına karnı doyan soyluların her şeyin ilelebet böyle güllük gülistanlık devam edeceğine dair bir inancı vardı.
Sayfa 13·Kitabı okudu
Kendini bildiğinden beri yasa karşısında, kimsenin yüzünü görmediği bu gücün, kimsenin savunmasına izin vermeden kendisini ortadan kaldırabilecek olan bu erkek öcününün karşısında tir tir titremişti.
Sayfa 264·Kitabı okudu
Satin’in onu kurtarmaya çalıştığı önyargılarına rağmen, kibar insanların günahın batakhanesine sürüklenmeleri Nana’yı hâlâ şaşırtıyordu. Ve ciddi konuştuğu anlarda söylediği gibi, demek ki her yüzünde erdem diye bir şey yoktu! İnsanlar, en tepeden en aşağıya dek ahlaksızlaşmıştı.
Sayfa 262·Kitabı okudu
Reklam