Selam
Size, kalemiyle ilk kez tanıştığım @basaksayan’ın, @ithakiyayinlari’ndan çıkan #gülünaçtığıgece kitabı ile geldim.
Kitabı okumadan önce Başak Hanım’ın kalemini bilmediğim için “Acaba nasıl bir hikâye yazmış olabilir?” düşüncesi zihnimi fazlasıyla meşgul etti. Ancak sayfaları çevirdikçe içimi kemiren tek şey, neden bu kalemle daha önce tanışmadığım oldu. Gerçekten geç kalınmış bir tanışma…
Bu kitap, “Elime alayım, hızlıca okuyup bitsin” diyebileceğiniz bir eser değil. Yaşananları sindirmek, felsefi ve tasavvufi bakış açısını benimsemek gerekiyor. 1202 yılından başlayıp 2025 yılına uzanan olay örgüsüyle bir bölümde tarihin derinliklerine giderken, bir sonraki bölümde kendinizi günümüzün tam ortasında buluyorsunuz.
Özellikle #AlamutKalesi bölümleri beni çok etkiledi. Kara Aslan Şemseddin’in bakış açısı, olayları değerlendirme biçimi ve yaşananların derinliği okumama bambaşka bir perspektif kattı. Alamut Kalesi’nde yaşananların, bugün hâlâ yaşanan birçok olayın adeta habercisi olması oldukça çarpıcıydı.
Şems’in tahtı kardeşi Alaaddin’e bırakıp dinini yaymak için diyar diyar dolaşması, babasından kalan emanet el yazmalarını güvenilir birine teslim etme çabası, kardeşiyle arasındaki güçlü bağ… Hepsi o kadar etkileyici ki her sayfası ayrı bir anlam taşıyor. Aynı anneden olmasalar bile birbirlerine duydukları sonsuz güven ve bağlılık gerçekten çok kıymetliydi. Şems’in gördüğü rüyalar ise yalnızca bir rüya değil; geleceğe açılan kapılar gibiydi. Ve yıllar sonra yolu Rumi ile kesişiyor… Bundan fazlasını söylemek istemem, gerisi kitapta
Günümüz kısmına geldiğimizde ise bambaşka bir kaos başlıyor. New York City – Camp Upton Brookhaven Ulusal Laboratuvarı’nda dünyayı değiştirecek bir buluşun eşiğinde yaşanan büyük patlama; fizikçilerin, mühendislerin, kontrolörlerin ve