(Spoiler içerir.)
Oğuz Atay... İtiraf etmeliyim ki; ilk defa ismini, 3 yıl önce bir arkadaşımdan duymuştum, okudun mu diye sormuştu. Sonrasında aklımdan çıktı nedense ve son 1,5 yıldır okumaya niyetlenip erteliyordum. Okurken bile erteledim aslında araya birkaç kitap sıkıştırarak. İlk başladığımda akıcı geldi sonra biraz zorla devam ettim boğulduğumu hissedince farklı kitaplara yöneldim tekrar elime aldığımda, olaylar öyle gelişti ki bitirmiş buldum kendimi.
Kitabı okumak dingin bir zihin ve sakin bir ortam gerektiriyor. Zira kitapla başbaşa kalabilmek lazım anlatımındaki derinliğine varabilmek için.
Okurken yazarın iç dünyasında geziniyormuş hissi veriyor. Kahramanların varoluş bunalımlarını; düşüncenin en sofistike, en kaotik şekillerinde yansıtıyor: dil oyunları, alegoriler, çağrışımlar, taşlamalar, alıntılar, psikolojik analizler, monologlar, öz eleştiriler... beyninizde yankılanıyor.
Özellikle kitabın yazıldığı; yakın Türkiye tarihine, siyasetine, İncil ağırlıklı olarak kutsal kitaplara, Dünya ve Türk edebiyatına, müzik, resim gibi sanatlara değiniyor. Alegorileri anlayabilmek için öncesinde bu alanlarda okuma yapmak, bilgi sahibi olmak gerek. Oğuz Atay bir röportajında: "Kolay okunan bir roman sunarak okuyucuya hakaret etmiş olursunuz." diyerek de okuru zorladığını itiraf ediyor.
Tutunamayanlar, Türk Edebiyatı'nda yazılmış ilk postmodern roman olması, bilinçakışı tekniği ile yazılması açısından özgün olup, yazıldığında hiçbir yayınevinin romanı basmak istememesi ve ancak Trt roman ödülü alması sonrasında basılabilmesi ile de ünlüdür. Hatta Cevat Çapan, Tutunamayanlar’ın yayımlanma sürecini anlatırken, bir yayıncının Atay için, “Bu adam ruh hastası mı?” diye sorduğunu anlatır.
Kitabın kurgusuna gelirsek, Turgut Özben'in uzun zamandır görüşmediği arkadaşı;