Kübra

Kübra
@Pembebaloncuk
İstanbul
124 okur puanı
Ocak 2020 tarihinde katıldı
Puan vermedi·481 syf.··
Beğendi
·
2020 29. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 31 Mayıs 2020 21:38
Mayıs ayının kapanışını, böyle tatlı hüzün veren bir kitapla yapıyorum... "Okumayan bir ben kaldım herhalde" diyerek sonunda kitabı edinip kısa bir sürede de okudum. (Hatta yarısını bugün okudum) Böyle çok övülen eserleri okumak konusunda hep bir geri adım atarım, okuyunca da pişman olurum bu kadar ertelediğime. Yine beni derinden etkileyen bir kitap oldu ve itiraf etmeliyim ki bu kadar seveceğimi düşünmemiştim hiç. Kitabın sürükleyici oluşu, karakterlerin sağlamlığı, olayların ilgi çekiciliği bir yana; bu kadar doyurucu olması beni asıl kendisine hayran bıraktı. Her satırda hissediyorsunuz ki yazar bu kitabı masa başına oturup "haydi bakalım" diyerek yazmamış; öncesinde uzun araştırmalara girmiş, ince eleyip sık dokumuş. Tarihî gerçekliklerle örtüşen yanları ile hikâyesini oluşturması ise büyük ustalıktır, diyecek lafımız yoktur. Okurken çoğu zaman farklı konuları araştırırken buldum kendimi. Kitabın karakteri gibi benim de dünyam aydınlandı sanki kimi yerlerde. Bazı bildiğim şeyler, bazı yeni öğrenmelerim derken epey kendime bir şeyler eklediğimi hissettim. Kitapları bu kadar sevmemin nedeni de bu değil mi zaten? Kattıkları bakış açısı, sundukları başka yaşamlar ve dolaylı yollardan bize verdikleri nasihat.. Ben gene derin düşüncelere dalmadan sözlerimi tamamlayayım en iyisi. Çok beğendiğim bir kitap oldu, herkese tavsiye ediyorum ♡
Edebiyat
SerenadZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 2020163,8bin okunma
Reklam
Ne Kitapsız Ne Kedisiz
Puan vermedi·96 syf.··
Beğendi
·
2020 19. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 18 Nisan 2020 23:45
Bilge Karasu favori yazarımdır. Bunu her yerde bağıra çağıra söylemek istiyorum. Şu kitaptan sonra bir kez daha emin oldum bundan. Öylesine güzel, akıcı, nahif, samimi bir dili var ki. Okurken cümlelerinin derinliğine ve temizliğine hayran kalıyorsunuz. Baştan söyleyeyim, Bilge Karasu herkesin anlayabileceği herkesin okurken keyif alabileceği bir yazar değil. Onu anlamak için tanımak gerekir. Bu kitap da belki kendisiyle tanışmak için en güzel seçeneklerdendir. Kitapta 8 denemesi yer alıyor. Hepsinde çok fazla altını çizdiğim satırlar oldu. Daha çok onun kendi içindeki çözümlemeleri, hesaplaşmalarına dahil oluyorsunuz. Yazısının türüne (deneme) has samimi dili, onun elinde üst düzey bir kendini açma olmuş fikrimce. Ben okurken kendisiyle sohbet ettiğimi hissettim. Özellikle son yazısı beni çok etkiledi, kendisinden bahsederken üçüncü şahıs kimliği takınışı bende gülümsemeye yol açtı. Başlığı bile "Bilge Karasu Adlı Birinin 50. Yaşı Üzerine Metin Taslağı"... O kendi yaşamsal değerlendirmesini yaparken (ya da Bilge Karasu için bu değerlendirmeyi yaparken), aslında ben de sorguladım kendimi. "Cinayetin Azı Çoğu" yazısında Bursa'da sokak köpeklerinin fırına verilmesi olayı üzerinden Hayırsız Ada'da yaşanan köpek katliamına göndermeler yaparak bu vahşeti eleştirmiş. Bu kısımları okurken içim acıdı ve ne yalan söyleyim, ilk kez öğrendiğim şeylerdi bunlar. Bu yönüyle bakınca yeterince de doyurucu bir okuma yapmış olduğuma kanaat getirdim. Yazarın taşıdığı bu hayvan hassasiyeti de kendisini bir kez daha sevmeme sebep oldu. Yazımı sıkmadan, burada bitireyim.. 100 sayfalık ince bir kitap olmasına rağmen kattıkları yönüyle hacimli bir kitaptı. Bu yüzden sakin kafayla, sindirerek okunmalı. Öbür türlüsü sadece satırlarda göz gezdirmek, onun hislerine dahil olamamış olmak
Edebiyat
Ne Kitapsız Ne KedisizBilge Karasu · Metis Yayıncılık · 20202,502 okunma
Anayurt Oteli
Puan vermedi·128 syf.··
2020 12. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 04 Mart 2020 14:54
Öncelikle kitaba başladığım anda bırakın kitabı okumayı, kitabı aldığıma dahi pişman oldum. Çünkü rahatsız edici derecede cinsellik içeriyordu (tabii beni rahatsız etti, sizlerin değerlendirmesi ne olur bilemem ) Fakat kitap ilerledikçe artık bunlara takılmadığımı fark ettim. Hani trajedilerde çirkin olaylar izleyiciye sunulmazdı da daha sonra komedi türüyle falan bunlar sahneye dökülmüştü ya. Bu romanı okurken ben de aynı şekilde bocaladım. Birden insanoğlunun çirkin zaaflarını, aşağılık hâlini, utanç verici saplantılarını bir kitapta okumuş oldum. Bu yüzden çok gerçekti ve sanırım bu yüzden Zebercet'in günümüz insanının portresini çizebilen çok sağlam bir karakter olduğu düşünülüyor. Aslında kitabı okumayı çok sevdim. Çünkü tamamen o otelin havasını soludum, odalarında bulundum, Zebercet'in içini gördüm... Konusundan kısaca bahsedecek olursam; babasından kalan Anayurt Oteli'ni işleten Zebercet'in hikayesini okuyoruz. Bir gün otele gelip tek gece kalan esrarengiz bir kadın onun bütün hayatını değiştirir. Sürekli zihninde o kadını yaşatır, o gece kaldığı odada yaşamaya başlar, kendisini onunla tatmin eder hatta onunla konuşur bile. O tüm bu dürtülerle yaşarken oteldeki hareketlilik kitabı canlandırıyor. Spoiler olmasın diye fazla bahsetmek istemesem de yüzeysel olarak yazacağım, Zebercet bir suç işler ve sonrasında izleyici olarak katıldığı bir mahkemede suçluyu dinlerken aslında kendi içsel hesaplaşmasını yapar. Burada aklıma sıkça Raskolnikov (Suç ve Ceza) geldi. Daha sonrasında hâlâ bu şekilde özgür yaşıyor olabilmek ona ağır gelir ve içinde bulunduğu yalnızlıktan da ötürü kendi hazin sonunu hazırlar... Bu noktada yazardan da kısaca bahsetmek istiyorum. Yusuf Atılgan, bilindiği üzere modernizmi işleyen önemli yazarlarımızdan birisi. Bilinç akışı tekniğini bu
Edebiyat
Anayurt OteliYusuf Atılgan · Can Yayınları · 202337bin okunma