Sefiller, yalnızca yoksulların hikâyesi değil;
iyiliğin, vicdanın ve merhametin bu dünyada ne kadar ağır bir yük olduğunu anlatan uzun bir yürüyüş.
Victor Hugo, karakterlerini kahramanlaştırmaz.
Onları kusurlarıyla, korkularıyla, suskunluklarıyla bırakır önümüze.
Jean Valjean iyi olduğu için acı çeker.
Javert doğruya inandığı için körleşir.
Fantine sevdiği için yıkılır.
Cosette ise masum olduğu için hayatta kalmak zorunda kalır.
Bu romanda adalet hiçbir zaman tam değildir.
Yasa vardır ama merhamet eksiktir.
Ve insan, en çok da doğru olmanın bedelini öder.
Jean Valjean’ın hikâyesi, “değişmek mümkün mü?” sorusunun cevabıdır.
Ama bu cevap umutlu olduğu kadar ağırdır:
Evet, değişirsin…
Ama geçmişin seni her zaman izler.
Javert ise trajedinin sessiz yüzüdür.
Kötü değildir, sadece esnek değildir.
Ve Victor Hugo bize şunu fısıldar:
İnsan katılaştığında, adalet bile bir şiddet biçimine dönüşebilir.
Sefiller okurken olaylar değil, duygular yoruyor insanı.
Çünkü her sayfa, “Ben olsaydım ne yapardım?” sorusunu bırakıyor avuçlarına.
Ve çoğu zaman cevabı yok.
Bu kitap, umudu yüksek sesle savunmaz.
Sadece şunu söyler: