Pergen Han

Avrupa’da 14. ve 15. yüzyıllardaki önemli bir dönüm noktası, Kara Veba’yla bağlantılı büyük nüfus kayıplarıydı. Altıncı Bölüm’de gördüğümüz gibi feodal düzen, İngiltere’de devlet ve toplum arasındaki dengeyi tamamen bozamamış olsa da, Avrupa’nın pek çok yerinde seçkinlere köylülerin ve toplumun denetimi konusunda önemli bir avantaj sağlıyordu. Giderek azalan nüfus ve artan emek kıtlığı sonucunda toplumun cesaretinin artmasıyla feodal seçkinlerin vergi toplama ve serflere zorunlu çalışma dayatma güçleri giderek zayıfladı. Serfler zorunlu hizmetlerinin azaltılmasını istediler ve emek hareketliliği üzerindeki feodal sınırlamalara rağmen, derebeyliklerini terk etmeye başladılar. Bizim çerçevemizde bu değişim toplumun gücündeki artışa karşılık gelir. Batı Avrupa’nın birçok bölgesinde bunun sonucu devlet ile seçkinlerin toplum üzerindeki despotik denetimlerinin daha da azalmasıydı. Bu koridor içinde önemli bir adımdı.
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Prusya’nın Otuz Yıl Savaşları deneyimi Friedrich Wilhelm’i “büyük silahlara” sahip olması gerektiğine ikna etmişti. Kendi ifadesiyle: Daha önce tarafsızlığı tecrübe ettim. En uygun koşullar altında bile size kötü muamele ediyorlar. Yaşadığım sürece bir daha tarafsız kalmamaya yemin ettim.
Prusya oldukça farklı bir devlet yapısı geliştirmişti. Bu devletin despotik niteliğini Fransız filozof Voltaire çok güzel bir nükteyle özetlemişti: Diğer devletlerin bir ordusu vardır, Prusya ise devlete sahip bir ordudur.
Adi-Dravida’lar terimi (yani “Asıl Dravidyenler”) Tamil Nadu bölgesinde özellikle Dalitleri tanımlamak için kullanılırdı. Bu sözcük 20. yüzyıl başında dokunulmaz bir grup olan Paraiyar topluluğunun üzerindeki lekeyi kaldırmak için kullanılmaya başlanmıştı. Paraiyar sözcüğü İngilizceye (ve Türkçe dahil başka dillere) Pariah/Parya olarak geçmiştir. Oxford İngilizce Sözlük’e göre bu sözcüğün anlamı toplum dışına itilen, istenmeyen (persona non grata), reddedilen, dışlanmış kişidir.
Ambedkar bir dokunulmaz olmanın ne anlama geldiğini şöyle tarif eder: Eğer bir Hindu yaklaşıyorsa Dokunulmaz gölgesiyle onu kirletmesin diye halka açık sokakları kullanamazdı. Dokunulmazın yanlışlıkla Hindulara dokunarak onları kirletmesini engellemek için bileğine veya boynuna siyah bir şerit takmak zorunluluğu vardı. Pune’de... Dokunulmaz arka tarafında, belinden aşağıya bir süpürge takmak zorundaydı ki yarattığı tozu silebilsin ve oradan geçecek bir Hindu’yu kirletmesin. Pune’de Dokunulmaz gittiği her yere tükürüğü için boynuna topraktan bir testi takarak gidiyordu. Böylece yere düşen tükürüğüne bilmeden basabilecek bir Hindu’yu kirletmeyecekti.