Pergen Han

Kautilya dört farklı varna’nın görevleri konusunda çok netti: Brahmanların görevleri şunlardır: Kutsal metinleri okumak ve açıklamak, dini yaşamın yolunu göstermek, rahiplik yapmak ve verilen sadakaları kabul etmektir. Kshatriyaların görevleri şunlardır: Kutsal metinleri okumak, kutsal metin vedaları öğrenmek, askerlik mesleğiyle yaşamak ve yaşamı korumak, bağışlar yapmak. Vaişyaların görevleri şunlardır: Kutsal metinleri okumak, bağış yapmak, üretim yapmak, tarım, hayvancılık ve ticaret. Şudraların görevleri şunlardır: Tekrar dünyaya gelenlere (daha üst varna’lardan olanlara) hizmet etmek (veya) [tarım, hayvancılık ve ticaret gibi] iktisadi faaliyetler, zanaatkârlık (veya) [aktör veya şarkıcı gibi] eğlendirme işlerini üstlenmek.
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Britanyalılar, oy ve dilekçe haklarını kullanarak Parlamento’nun istedikleri yasaları geçirmesini sağlayabiliyorlardı ve bunu istekle yapıyorlardı. Çin’de ise işadamlarının en büyük umudu doğru ihaleleri almak, devletin belirlediği tekellerden istifade etmek ve bağlantılarının sağladığı güvenlikten yararlanmaktı. Bu Qing dönemi tüccar ailelerinin devlette sağlam bir yer kapmaya çok hevesli olmalarının en önemli nedenlerinden biriydi.
Ming imparatorlarının iktisadi gelişmeyi daha da boğan yaklaşımlarına örnek olarak yine tuz ticaretinin düzenlenme biçimine bakabiliriz. Devlet sınır bölgelerindeki askeri birliklere tahıl ulaştırılması karşılığında tuz tekeli hakkını ipotek etmeye başladı. Eğer devlet için tahıl taşıyorsanız tuz üretme hakkına sahip oluyordunuz. Tahıl ulaştırıldığında tüccar başkent Narying’de geçerli olan ve kendisine belli bir oranda tuz satma izni veren bir sertifika alıyordu. Bazı tüccarlar sınır bölgelerine tahıl taşımak ve elde ettikleri sertifikaları tuz ticareti yapanlara satmak konusunda uzmanlaştılar. Bu sertifikaların fiyatı dalgalanıyordu çünkü devlet tuz satma hakkını hanedan mensuplarına, saray hadımlarına ve bürokrasideki kıdemli yöneticilere de tanımıştı. 1617 yılında imparator sertifikaları çöpe atmaya karar verdi. En önemlilerini değersizleştirip sertifika sahiplerinin mülkiyet haklarını da fiilen ortadan kaldırdı. Ardından tuz ticareti tekelini birkaç seçme tüccara sattı. Bu da “devlet denetimi, tüccar yönetimi” diye bilinen ve fiilen devlet sayesinde para kazanan bağlantılı insanların bir araya gelmesi demek olan bir sistemi yarattı.
İnsanlar arzularıyla dünyaya gelirler. Ancak arzularını elde edemediklerinde başka tatmin araçları ararlar. Bu arayışlarının bir ölçüsü veya sınırı olmazsa birbirleriyle kavga etmeden duramazlar. Eğer birbirleriyle kavga ederlerse kaos ortaya çıkar ve eğer kaos ortaya çıkarsa yoksullaşırlar.
Veba bilinen bütün dünyayı, özellikle de Roma İmparatorluğu’nu kasıp kavurduktan, çiftçilerin çoğunluğunu ortadan kaldırdıktan ve ortada kaçınılmaz bir harabe bıraktıktan sonra İustinianus yıkıma uğramış toprak sahiplerine merhamet göstermedi. O zaman bile yıllık vergiyi talep etmekten kaçınmadı. Sadece hayatta kalanların değil, ölen komşularının üzerine düşen vergileri bile unutmadı