Pergen Han

İnsanın mutlu bir yaşam sürebilmesi ya da Macar ekonomist Tibor Scitovsky'nin deyimiyle "nitelikli tüketim"in (İng. skilled consumption) üstesinden gelip Abraham Maslow'un piramidinin deniz manzaralı beşinci katına çıkabilmesi ancak yaşadığı dün­ yayı tüm açılarıyla bir bütün olarak ele alıp hedef ve istekleriyle, imkan ve yetenekleri arasında doğru bir korelasyon kurabilme­ siyle mümkün. Bunu başarabilmesi için de kendini tanıması, gündelik davranışlarını yönlendiren saikleri analiz edebilmesi elzem
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
İnsan sürekli daha fazla üretmeye teşvik edilemez. Çalışırken, aynı zamanda doğasının derinlerine kök salmış birtakım arzuları tatmin etmeye de uğraşır: Birey olarak kendini gerçekleştirmeye, nesnelere damgasını vurmaya, çalışmaları aracılığıyla öznelliğine bir nesnellik kazandırmaya gayret eder.
XIX. yüzyılın başlarında Fransa’da Saint-Simon’un savunduğu gibi, “insanların yönetiminden nesnelerin idaresine” geçebilen bir toplum. Bu programı formüle eden Saint-Simon, hem kültür ile toplum arasındaki antropolojik ayrımı hem de şu anda elektroniğin ilerlemesiyle gözlerimizin önünde gerçekleşen devrimi önceden görmüştü. Belki de bu durum bizlere şunu gösteriyor: Gün gelecek, vaktiyle tarihsel evrim yoluna giren, ama bunu yaparken insanları makineye indirgeyen bir uygarlıktan, –robotlar aracılığıyla yapılmaya başlandığı gibi– makineleri insana dönüştürmeyi başaracak daha yetkin bir topluma geçmek mümkün olacak. Böylelikle, ilerlemeyi üretme işini bütünüyle kültür üstlendiğinden, toplum da ilerlemeyi sağlayabilmek için insanları köleleştirmesini zorunlu kılan lanetten kurtulmuş olacak. Ondan sonra tarih biricikleşecek, tarihin dışına ve üstüne çıkmış olan toplum, ilkel denen en alt seviyedeki toplumların sergilediği şeffaflık ve iç dengeye kavuşabilecek, böylece tarih ve toplum insanlık durumuyla uyumsuz olmaktan çıkacaktır
Antropologların incelediği toplumların, bizim yaşadığımız daha büyük ve daha karmaşık modern toplumlarla karşılaştırıldığında, “sıcak” toplumlardan ziyade, bir nevi “soğuk” toplumlar olduğunu söylemiştim: Yani, buharlı makinelerden ziyade duvar saati gibidirler. Bu toplumlarda çok az kargaşa (fizikçiler olsa buna “entropi” derdi) görülür ve sonsuza dek ilk hallerini (ya da ilk hal addettikleri durumu) muhafaza etmeye çalışırlar; bu da dışarıdan bakıldığında bu toplumların niçin tarihten ve ilerlemeden yoksun göründüklerini açıklar. Yaşadığımız toplumlar, termodinamik makinelerden ziyadesiyle yararlanmakla kalmıyor, içyapıları bakımından bu buharlı makinelere benziyorlar da. Buharlı makinelerde ısı kaynağı ile soğutucu parça arasında gözlemlediklerimize benzeyen karşıtlıkların olmasını gerektiriyor bu toplumlar. İşlemelerini sağlayan temel potansiyel bir farklılıktır: Kölelik, serflik, sınıf ayrımı gibi, tarih boyunca farklı adlar alan toplumsal hiyerarşi. Bu tür toplumlar kendi içlerinde hem daha çok düzen (sanayi uygarlığı) hem de bireyler arasındaki ilişkiler düzeyinde daha çok entropi yaratmak için kullandıkları birtakım dengesizlikler üretir ve bunları sürdürürler.
Pek çok toplum, doğa/kültür karşıtlığı ile kadın/erkek karşıtlığının örtüştüğünü düşünür. Dolayısıyla bahçıvanlık gibi, doğa düzenine dahil görülen ya da çömlekçilik gibi elle yapılan ve zanaatkârı maddeyle doğrudan temasa geçirdiği düşünülen faaliyetler kadınlara mahsus sayılırken; aynı işler, toplumdan topluma farklılık gösteren, belli bir karmaşıklık düzeyine erişmiş aletler ya da makineler yardımıyla gerçekleştirildiğinde, bu defa erkeklere mahsus sayılmaktadır.