Pergen Han

1727 yılına kadar Müslümanlar hiç kitap basmadı; Müteferrikanın bu ilk denemesi de beklenen sonuçları vermekten uzak kaldı. Her ne kadar iddia edildiği gibi 1730 yılında çıkan Patrona Halil İsyanı'ndan zarar görmese de, matbaanın halk tarafından pek de rağbet görmediği, yirmi yılda sadece on yedi eserin (23 cilt) 12.500 kopya basılmasından ve ondoku-zuncu yüzyılda devlet desteğiyle tekrar ihya edilen matbaanın yeni bir şeymiş gibi algılanmasından bellidir.
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Siyasi hegemonyaya dayanan yeniden dağıtımcı (İng. redistributive) dünya imparatorluklarının aksine, eşitsiz ekonomik ilişkiler üzerinde yükselen kapitalist dünya sisteminde, toplumsal sınıfarın üretim araçlarıyla ilişkisine dayanan iş bölümüne benzer bir bölüşüm; Wallerstein'in merkez (İng. core), yan-çevre (İng. semi-periphery) ve çevre (İng. periphery) adını verdiği üç ayrı ekonomik bölge arasında da gözlemlenmektedir. Bir bölgenin bu üç kategoriden hangisine denk geldiğini belirleyen, emeğin karşılığının nasıl verildiğidir. Yüksek katma değerli metalar üreten zengin merkez bölgelerde yasal sözleşmeli (İng. tenancy) veya maaşlı (İng. wage labor), kısacası kalifiye işçilik gözlemlenirken; payına pamuk, şeker, buğday, gümüş gibi kalifiye işçilik istemeyen hammaddeleri üretmek düşen çevre bölgelerde ise kölelik ve plantasyon işçiliği (İng. cash-crop labor) gibi düşük verimlilikli düzenlemeler göze çarpar.
Onbeşinci yüzyılla onyedinci yüzyıl ortasında kendisine sadaret mührü emanet edilen 78 sadrazamın sadece 11 tanesi Türk'tür; diğerleri ise Boşnak, Hırvat, Rum, Macar, İtalyan, Çerkez, Gürcü, Abhaz gibi diğer emik kökenlerden gelmektedir.
IV Murad da tahta çıktığında sadece on bir yaşındadır. Kardeşi I. İbrahim'in deli olduğunu tekrarlamaya gerek yoktur sanırım; oğlu Mehmed'in onun yerine geçtiğinde beş yaşında olduğu ise muhtemelen daha az bilinen bir şeydir.
Antropoloji, ilk ders olarak, bizimkilerle karşılaştırdığımızda bize ne kadar sarsıcı ve akıldışı görünürse görünsün, her âdetin, her inanışın, iç dengesi yüzyıllar içinde oluşmuş bir sistemin parçası olduğunu ve bu bütünün içinden, geride kalanlara hasar verme riski olmaksızın bir tek öğeyi dahi ortadan kaldıramayacağımızı öğretir.