Otomatik Portakal’ı okurken her sayfasında Alex’e sonsuz nefret besledim. Başına ne gelse üzülmeyeceğimden de çok emindim. Öyle de oldu. Alex ve çetesinin yaşlılara, kadınlara, kız çocuklarına daha doğrusu kendini korumakta güçlük çeken herkese eziyetlerinden sonra sadece Alex’in cezalandırılması diğerlerinin hayatlarının eskisinden iyi olması bir kez daha adaletsizliğin varlığını hatırlattı. Arkadaşları arasında hiyerarşi probleminden dolayı yakayı ele vermesiyle hikayesi başladı. Her durumdan kendini aklamaya alışkın olan Alex, bu sefer de yaşlı kadını öldürmesini arkadaşlarının kurbanı olmakla kılıflandırdı. Neyse ki işe yaramadı. Tutuklandığında biraz aklı başına gelir diye düşünüyordum. Dev- Tut’ta ise bir nevi yaptıkları yanına kaldı. İki yılın ardından ilk deneysel tedavi için seçildi. Deneysel tedaviyle Alex’in içindeki kötülüğün alınması, insanlara karşı seçimsiz iyilik yapması bekleniyordu. Alex’te olansa sadece olaylar karşısında beyni alışılmış uyuşukluk hali içine girmesiydi, yüreğinde nefret ateşi hala yanmaya devam ediyordu. Başına onca şey gelmesine rağmen vücudu izin verse eskisinden beter tepkiler vermeyi istiyordu. Alex sevgisizlikten, mutsuzluktan, acıdan beslenen aciz ruhlu bir çocuktu. Zamanla acizliğinin farkına vardı. Kendi yuvasının peşine düştü. Her ne kadar cezasını çekmiş olsa da Alex’in mutlu olabilme ihtimali dahi beni rahatsız ediyor.
İyi okumalar.