"öyle adagio'lar var ki artık çürümek söz konusu olamaz" dedi Gözyaşları ve Azizler'de. Daha sonra "Çürümenin Kitabı''nı yazdı.
Cioran sanırım "çelişki" ve "şüphe" kavramlarıyla ifade edilmeye çalışılmalı. Onda hem inancı hem de inkârı görürüz. Bu inkâr kızgınlıktan, öfkeden gelir, "Çürümenin Kitabı"nda belirgin bir şekilde hissederiz bunu:
"Cehennemin içinde ayrı çemberler oluşturmak, alevlerin şiddetini çeşitli bölmelere ayırmak ve ıstıraplara bir hiyerarşi getirmek ne tuhaf fikirdir!"
Belki o da Jung gibiydi. Jung'a Tanrıya inanıyor musunuz, diye sorulduğunda buna cevap vermenin zor olduğunu, söyler. İnanıyorum diyemez. Verdiği cevap sadece "biliyorum"dur. Çünkü inanmak, zordur. İnanmak, ağır bir yüktür.
Cioran da Tanrının varlığını biliyordu. Ama içinde bir yerlerde inanmayı kabullenemeyiş, şüphe vardı.
"Tanrı, yüreğin bir yanılgısından başka bir şey olmasın! Dünyanın aklın yanılgısından başka bir şey olmaması gibi."
Cioran tüm çelişkilerinin farkındadır. Belgeselinde der ki "Her zaman çelişkiler içinde yaşadım ama bundan dolayı asla acı çekmedim." Çünkü ''çözülemezliğin zevkini'' keşfetmiştir.
Belki, İsa'da olduğu gibi Tanrı'nın sessizliğiydi onu şüpheye düşüren:
"Aslında sadece o ve ben, ikimiz varız. Ama sessizliği ikimizi de sakatlıyor."
"Sokaklarda dolaşırken dünya öyle ya da böyle var gibidir ama camdan bir bakın her şey gerçek dışı olur. Nasıl oluyor da bir camın saydamlığı bizi hayattan bu kadar ayırabiliyor? Aslında bir pencere bizi dünyadan bir hapishanenin duvarına göre daha fazla ayırır. Hayata baka baka sonunda unutursunuz onu."