Albertine sözümü dinleyip pabuçlarını çıkarmadan önce ben onun gömleğini aralardım. Dimdik ve küçücük iki meme; öyle yuvarlaktılar ki bedeninin bir parçasın- dan çok, sanki orada olgunlaşmış iki meyve gibiydiler ve kasıkları, bacaklarının bitiştiği yerde (erkeklerde yerinden sökülen bir heykele saplı kalan metal çubuk gibi çirkinleşen yeri örterek), güneşin batışından sonraki ufuk çizgisi kadar mahmur, dinlendirici ve münzevi bir kavis çizen iki dudakla sonlanırdı. O ayakkabılarını çıkarır ve yanıma uzanırdı.