Kimi sanatçı sanatının cılızlığına karşın sürekli tepinme içindedir. Yapıtlarıyla değil kişiliğiyle olaylar yaratarak çevresindeki ilgileri canlı tutmaya çabalar. Yaşamının
gerilimlerini sanatçılığın kanıtları sayar. Ama ruhundaki gerilimlere karşın pörsümüş ürünler verdiği için dengeyi bir türlü tutturamaz.
Kimi sanatçı da sağlam kişiliğinin tutarlı ürünlerini verdikçe dengelenir, bilgeleşir.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"-Hukuk, kimse tarafından saldırıya uğramadığı ve bulandırılmadığı sürece, soluk aldığımız hava gibi, görünmez ve tutulmaz bir biçimde yöremizi kaplar. O, ancak yitirdiğimiz zaman değerini anladığımız, sağlık gibi sezilmez bir şeydir."
(İtalyan Hukukçu Piero Calamenderi)
Siyasal eğilimleri sağcılık ve solculuk olarak nitelemek 1789 Fransız devrimiyle başlamıştır. Ulusal Meclis'te yeni düşüncelerin savunucuları solda, eski düzenden
yana kralcılar sağda oturmuşlardır. Bu olaydan sonra sağ ve sol siyasal alanda terimleşmiştir: Sağcılık; bütün varlıkları durağan, değişmez, sonsuz, kesin ve saltık
sayan metafizik dünya görüşünün ürünüdür. Gerçekte sağcılık düşünsel değil, çıkarsal bir tutumdur; egemen sınıfın çıkarlarını savunmakla eşanlamlıdır.
Bir zanlı alınıyor, suçunu itiraf edene kadar Engizisyon'un mahzenlerinde bekletiliyor. O süre içinde kendisine verilen yerin masrafı da aileye çıkartılıyor. Bir bakıma işkence ve otel parasını da alıyor.
Ortaçağ'dan çıkış dönemindeki zihniyete dair söyleyebileceğimiz şu: bedenin günah kaynağı olduğuna dönük güçlü bir algı söz konusu. Beden ruhun bir hapishanesidir, onun kafesidir. Engizitörün uygulattığı işkenceyle, yani dışsal zorla bedenin direnci kırılır. Ruhun özgürce dile gelmesi sağlanır.