Mehmet Perinçek

Mehmet Perinçek

YazarÇevirmen
8.5/10
23 Kişi
·
55
Okunma
·
7
Beğeni
·
1806
Gösterim
Adı:
Mehmet Perinçek
Unvan:
Araştırmacı Yazar
Doğum:
İstanbul, 1978
MEHMET BORA PERİNÇEK

Mehmet Perinçek, 19 Eylül 1978’de İstanbul’da doğdu. Faik Reşit Unat İlkokulu’nu ve Cağaloğlu Anadolu Lisesi’ni bitirdi. Burs alarak Rusya Federasyonu’nda Nijni Novgorod’da 35 Nolu lisede okudu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. İstanbul Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü’nde araştırma görevlisi olarak memuriyete başladı. 2005-2006 öğretim yılında Moskova Uluslararası İlişkiler Devlet Enstitüsü (Üniversitesi)’nde (MGİMO(U)) misafir araştırma görevlisi olarak çalıştı. 2007-2008 yıllarında TC Dışişleri Bakanlığı’nın projesi çerçevesinde Rusya Federasyonu devlet arşivlerinde araştırmalar yaptı.

Sekiz senedir Rus-Sovyet devlet arşivlerinde “Türk-Sovyet İlişkileri” ve “Ermeni Meselesi” üzerine araştırmalar yapıyor. Bu konular üzerine birçok makalesi var. “Atatürk’ün Sovyetlerle Görüşmeleri/Sovyet Arşiv Belgeleri’yle”, “Boryan’ın Gözüyle Türk-Ermeni Çatışması”, “Rus Devlet Arşivlerinden 100 Belgede Ermeni Meselesi” ve “Avrasyacılık/Türkiye’deki Teori ve Pratiği” başlıklı dört kitabı yayımlandı. Ayrıca çalıştığı konular üzerine önemli kitapları yayıma hazırladı. Diğer taraftan güncel Türk dış politikası üzerine çalışmalar yapıyor.

Bu konular üzerine sempozyumlarda ve uluslararası konferanslarda tebliğler sundu, Türkiye’de ve yurtdışında konferanslar verdi. TRT’de ve özel televizyonlarda birçok programa katıldı. Rusça’dan Türkçe’ye çevirdiği kitap ve şiir yayımları da bulunuyor. Rusça, Almanca, İngilizce ve Osmanlıca
(Eski Türkçe) biliyor.
Birinci Dünya Savaşı sırasında, Taşnakların Ermeni kitlelerini harekete geçirerek izlediği düşmanla işbirliği politikası ve Müslüman nüfusa karşı giriştiği katliamlar ve yağmalar, Türkiye’nin haklı savaşını ve meşru müdafaasını açıklamaya yetmektedir. Boryan, Türklerin Taşnakları sevmemesinin gayet doğal olduğunu vurgular.
Ermeniler, tarihleri boyunca istisna oluşturan kısa dönemler dışında egemen bir devlete sahip olamamış, hep başka devletlerin hükümranlığı altında yaşamışlardır. Batı’nın, bir devlet geleneği olmayan Ermenileri kullanma hevesi, Haçlı Seferleri’ne kadar uzanır. Avrupa’nın Katolik devletleri, Müslüman Doğu’ya karşı Ermenileri bir alet olarak kullanmaya bakmışlardır. Ermeniler ise Batı’nın bu eğilimini, ayrı bir devlet kurma imkânı olarak görmüşlerdir.
Kadızadeliler şeriatın hükümleri yerine getirilmiyor diyorlar. Mesela mezar taşına gidip dua etmek İslam’a aykırıdır, tasavvufa ve şeyhlere karşıdırlar.
Yufka yani NINDA.SIG (mayasız ince ekmek) dediğimiz ekmeği açmak, sonra taşın üstünde pişirmek gibi bizim yufka ekmek pişirme geleneklerimize benzer şeyler var.
Japon haritası aslında bir denizatına benzer. Kuzey-güney olarak düşünecek olursanız, başı Hokkaido adası olur, yani en kuzeydeki ada. Anakarası yani en büyük adası Honşu’dur.
“İstanbul’un 1453 yılında II. Mehmet tarafından fethi, Ermenilere yönelik hiçbir zulme yol açmamıştır ve genel olarak onlar açısından hiçbir olumsuz sonuç doğurmamıştır. Tam tersine, tarihsel kaynaklar, Mehmet’in Ermenileri sevdiğini ve Ermeni milletini devlet için yararlı bir öğe olarak gördüğünü, tebaasına insancıl yaklaştığını, tecrübelerine ve mali işlerdeki bilgilerine saygı duyarak Ermeni zanaatkâr ve tüccarlarını İstanbul’a davet ettiğini yazmaktadır.
Rus diplomasisi, işgalci amaçlarla Türkiye’ye karşı silah olarak kullanma imkânları açısından, Türkiye’de yaşayan halklar arasındaki ilişkileri ilgi alanı içinde görmüştür.
Peki ne olmuştur da, özellikle Berlin Konferansı’yla birlikte Ermeni meselesi alevlendirilmiş ve uluslararası bir mesele haline gelmiştir, getirilmiştir? 1877-78 Rus-Türk Savaşı’na kadar millî-ayrılıkçı bir harekette bulunmayan Ermeniler,nasıl olmuştur da kısa bir sürede “bağımsız Ermenistan” noktasına gelmişlerdir, getirilmişlerdir?
İşte bu öğütlerin ilk provası Sasun’da yapılır. Karibi, Sasun olaylarını anlatırken özellikle şu noktalara dikkat çeker: İran üzerinden Ermeni grupları birlikler halinde Türkiye’ye girmeye başlar ve Müslüman sivil halka akla gelecek her tecavüz uygulanır. Ardından 1894 Ağustos’unda kanlı Sasun olayları patlak verir. Ermenilerle Kürtler arasında başlayan karşılıklı kırım, Osmanlı ordularının müdahalesiyle bastırılır. Bu boğazlaşma, Boyatijyan ve Damalyan gibi Ermeni liderlerin propagandasıyla kışkırtılmıştır. O döneme kadar Ermeniler ve Kürtler, o bölgede “toprağın ve suyun kardeşleri” gibi barış içinde yaşamışlardır. Ermeniler, bölgede Kürtler gibi her zaman açık bir şekilde silah taşıyabilmişlerdir. Ancak Ermeni çetelerinin iki yıllık çalışması sonucunda bu barış bozulmuş, bölge halkı iki düşman kampa bölünmüştür. Bu durum, yabancı devletlerin Türkiye’nin içişlerine karışması için bahane olmuştur
Alman Yahudi/2: Biraz daha vaktiniz olsa, size bi' kâğit önericektim; ülkenize 200 tane uçakla dönebilirdiniz. Ama takmışınız kafanızı Yunan'a... Bir an önce savaşacaksınız.

NURI CONKER: Savaşı makineler kazanmıyor beyefendi. İnsanlar kazanıyor.

ALMAN YAHUD/2: Iyi de efendi, o kol kuvveti Sezarların döneminde kalmış. Kılıç kalkan dönemi bitti, gitti. çağa ayak uydurun Türkler olarak.

SAFFET ARIKAN: Valla ağzından bal damlar. Lakin çağın gerisinde kalan, şu an Anadolu'da mücadele eden bizler değil, mücadele etmeye bizi mecbur bırakanlardır.
Leyla
Leyla B. A. Boryan'ın Gözüyle Türk - Ermeni Çatışması'ı inceledi.
96 syf.
·Puan vermedi
Yazar bu kitapta esas olarak Bagrat Artemoviç Boryan'ın “Ermenistan, Uluslararası Diplomasi ve SSCB” adlı eserini kaynak gibi kullanarak tarih boyu olan Türk-Ermeni ilişkisini açıklamaya çalışmış. B.A.Boryan Sovyet- Ermeni devlet adamlarından olmuştur. Kitaptaki bilgilerden haberdar değil miydik? Tabii ki de haberdardık. Ama kitabın özelliği karşı taraftan birinin bunları yazmasıdır. Yani şöyle ki: Bir Ermeni kalkıp: "Biz böyle siz şöyle..." derse ona kendilerinden bir kaynak göstererek cevap vermek daha tutarlı olur diye düşünüyorum ve bu açıdan kitabı tavsiye ediyorum. Rusça bilen biri bunları daha geniş Boryan'ın kendi kitabından da okuyabilir. Çünkü yazar da o kitaptan alıntılar yaparak açıklamış. Yazarın sonda kendi verdiği mesaj var o da şu şekilde : "Eğer aynı devlette yüzyıllar boyu refah içinde yaşayan farklı milletler varsa ve son zamanlarda aralarında çatışmalar oluyorsa bu o devlete dışarıdan müdahale olduğunu gösterir." Ve son zamanlardaki Türk-Kürt ilişkilerini örnek gösteriyor. Son olarak kısa kronolojik belgesel tadında bir kitap olduğunu söyleyebilirim.
360 syf.
·12 günde·Beğendi·10/10
İlk önce yazım tarzıyla ilgili birşeyler söylemem gerek. Cidden muhteşem. Kaynak ile belgeler ile belgelerin fotoğrafları, bulunduğu yerler ile en ince ayrıntısına kadar anlatıyor herşeyi. Soykırım değil, karşılıklı katliam olduğunu. Hiç sıkılmadan okudum. Kitap 1800'ün sonlarından başlayıp, 1980'e kadar; sıkmayan, resimli, ara başlıklı yazısıyla muhteşem. İleride bir kitap yazarsam inşallah böyle yazabilirim. MUHTEŞEM
Afşin
Afşin Rus Devlet Arşivlerinden 150 Belgede Ermeni Meselesi'ni inceledi.
336 syf.
·8 günde·9/10
Kitapta ermeni meselesi üzerine Sovyet vesikalarından örnekler ile çeşitli makalelerden kesitler var.

Ermeni meselesinin temelinin milli bir isyan olmadığını, emperyalistlerin kendilerine bölgede bekçi, emperyalizm karşıtı ulusların (Türkler ve Ruslar) başına bela olması için ermenileri nasıl kullandığını göstermesi bakımından değerli belgeler.

Ben, kitapta tehcir öncesi döneme ait belgelerin ağırlıkta olacağını sanıyordum ama 150 belgenin ezici çoğunluğu tehcir sonrasına ait.

Keşke bu kitap Türkiye'de değil ermeni meselesini hortlatmaya çalışan ülkelerde de basılsa ve okunsa.

Keyifli okumalar...
160 syf.
·23 günde·Beğendi·7/10
Tabii herkesin seveceği bir tarzda hazırlanmamış, mesela bana göre kamera açılarını nerede kesilip nereye bağlandığını anlatmaya ya da belirtmeye gerek yoktu, sanırım film senaryosundan çıkan sonuç ve çizimlerden memnun kalınca ortaya böyle bir eser çıkmış, konu için kimse bir şey diyemez her yerinden kahramanlık fışkırıyor...
Kadriye Altın
Kadriye Altın Rus Devlet Arşivlerinden 150 Belgede Ermeni Meselesi'ni inceledi.
336 syf.
·10/10
Babasının veya kendisinin siyasi fikirleri umrumda değil. Şunu söyleyebilirim eser, en az lise düzeyinde her öğrencimize muhakkak okutulmalı, kavratılmalı. Mehmet Perinçek ise tartışmasız bir bilim insanıdır.

Yazarın biyografisi

Adı:
Mehmet Perinçek
Unvan:
Araştırmacı Yazar
Doğum:
İstanbul, 1978
MEHMET BORA PERİNÇEK

Mehmet Perinçek, 19 Eylül 1978’de İstanbul’da doğdu. Faik Reşit Unat İlkokulu’nu ve Cağaloğlu Anadolu Lisesi’ni bitirdi. Burs alarak Rusya Federasyonu’nda Nijni Novgorod’da 35 Nolu lisede okudu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. İstanbul Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü’nde araştırma görevlisi olarak memuriyete başladı. 2005-2006 öğretim yılında Moskova Uluslararası İlişkiler Devlet Enstitüsü (Üniversitesi)’nde (MGİMO(U)) misafir araştırma görevlisi olarak çalıştı. 2007-2008 yıllarında TC Dışişleri Bakanlığı’nın projesi çerçevesinde Rusya Federasyonu devlet arşivlerinde araştırmalar yaptı.

Sekiz senedir Rus-Sovyet devlet arşivlerinde “Türk-Sovyet İlişkileri” ve “Ermeni Meselesi” üzerine araştırmalar yapıyor. Bu konular üzerine birçok makalesi var. “Atatürk’ün Sovyetlerle Görüşmeleri/Sovyet Arşiv Belgeleri’yle”, “Boryan’ın Gözüyle Türk-Ermeni Çatışması”, “Rus Devlet Arşivlerinden 100 Belgede Ermeni Meselesi” ve “Avrasyacılık/Türkiye’deki Teori ve Pratiği” başlıklı dört kitabı yayımlandı. Ayrıca çalıştığı konular üzerine önemli kitapları yayıma hazırladı. Diğer taraftan güncel Türk dış politikası üzerine çalışmalar yapıyor.

Bu konular üzerine sempozyumlarda ve uluslararası konferanslarda tebliğler sundu, Türkiye’de ve yurtdışında konferanslar verdi. TRT’de ve özel televizyonlarda birçok programa katıldı. Rusça’dan Türkçe’ye çevirdiği kitap ve şiir yayımları da bulunuyor. Rusça, Almanca, İngilizce ve Osmanlıca
(Eski Türkçe) biliyor.

Yazar istatistikleri

  • 7 okur beğendi.
  • 55 okur okudu.
  • 88 okur okuyacak.