Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"-Türkiye sömürgeleşme, tehlikesine karşı koyabilmek için Batı usullerini benimseme ihtiyacını 18'inci yüzyıl ortalarından başlayarak duymuştur. Japonya
o tarihlerde tam bir ortaçağ kapalılığı içindeydi. Türkiye ise bozulan eski düzeni geri getirmenin olanaksızlığını anlamış, yeni bir düzen kurma çabasına girmişti." (Doğan Avcıoğlu)
1960'ların sonuna doğru Kemal Tahir'in evi tekkeye dönmüştü. Rahmetli yazar, postunun üstüne bağdaş kurmuş şeyh gibiydi. Artık düşlemlerini tarihsel kuramlara dönüştürmüş; tutarsız ve sisli fikirlerini benimsemeyenlere yaman bir savaş açmıştı. Yalın kılıç kavgaya giriyor, kişileri yerin dibine batırıyor, tarih gerçeklerini işine geldiği gibi tersine çeviriyordu. Değil bilim adamının, romancının da olamayacağı kadar geçmişe karşı kaygısız ve sorumsuzdu.
Sanat ile egemenliğin tarihte sarmallaşan bağıntıları vardır. Egemenliğin somut dışavurumu siyasal iktidar biçiminde olur. Her siyasal iktidar sanatı denetlemek
ister. Kimi devrim atılımlarında siyasallaşma sanatın bile önüne geçebilir; kimi tutucu iktidarlar sanata pranga vurup köleleştirmek için çabalarlar.
Dünya pis olmasa kişi cennet düşler miydi? Ölünce bedenini yıkatıp temiz bir kefene niçin sardırıyor insanoğlu? Dünyanın pisliğinden kurtulmak için bu son çabalamadır.