Hoppipolla

Hoppipolla
@Pierrow
Ben İsanın ellerini çivileyen çekiç kadar günahkarım,Tanrı bunu affeder.
uyan! orman çiçeği, göklerde gezen kır kuşu uyan, ahu gözlü güzel, uyan doyuyorum sen bana bakınca çiğdem içen çiçekler gibi soluğun, sabah çiçekleri, ayda solan yapraklar gibi kokuyor aydınlık gecelerde, ay ışığında, güneşe akan ormanlar nasıl sana koşarsa benim kızıl ırmaklarım da öyle yanıbaşımda olursan türküler yükseliyor yüreğimden rüzgarın ruhuyla, çilek mevsiminde, raksa kalkan bir dal gibi sevgilim, kaşlarını çatarsan yüreğim karanlıklara gömülüyor bulutların gölgeleriyle kararan ışıltılı bir ırmak sonra gülümsüyorsun, güneş çıkıyor kara yelin, suyun üstünde açtığı yarıklara altın tozu saçıyor ben mi? bak bana! çarpan yüreğimdeki kan yeryüzü gülümsüyor, gökyüzü gülümsüyor, bulutlar da ama ben yanımda yoksan, gülümsemenin ne olduğunu unutuyorum uyan! uyan, sevgilim
Edebiyat
Reklam
Denizin ortasında aşkın eve dönüşü Benim ihtişamım, aşkım, hayatımın başlangıcı, Tüm güzelliklerini anlatmak istiyorum, Burada, denizin ortasında, seni ararken, Sadece havalı güzelliğe sahipken Seninle karşılaştırmak için dalgalardan. Saçların bir altın çeşmesidir, Beni kucaklayan bir köpük yağmuru, Beni kaldır, gecenin sonuna kadar yelken aç. Alnın çift gökkuşaklarının üzerindeki şafaktır, Güneşlerin çok nazikçe geçtiği yerde Şafak sökerken rüya gören tekneler gibi. Ağzın, kulakların hakkında ne söyleyebilirim, Boynunuz, omuzlarınız; deniz kabuklarını gizlediğinde, Mercan ve denizaltı bahçeleri, Güney'in kanatları altında olmasın, Onları seninle karşılaştırıyorum? Uylukların iki uzun hareketsiz koy gibi. Aşkın sessizliği onları sarar. Kollarınla ​​aynı şarkıyı söylüyorlar. Bunu söylemek zorunda olmak üzücü, burada, çok uzakta O gölgeli körfezlerden, o adalardan Yanından geçtiğini hissettikleri bir yelkene seslenmek,
Edebiyat
Yola kendi kemiklerini atan bir kadın vardı. Onları yutmak için koşan adamlar anında öldü. Sonra kadın kemikleri toplar ve eve giderdi.
Edebiyat
Geceyle tanışık biri oldum çıktım. Yağmurun dışında ve içinde yürüdüm. Çıktım şehir ışıklarının dışına. En hüzünlü kentin daracık sokağına bakıp durdum. Geçtim bekçinin yanından Ve indirdim gözlerimi, açıklama yapmak istemeden. Uzakta bölünmüş bir ağlayış Başka caddeden evlerin üstüne geldiğinde Sessiz durdum ve durdurdum ayaklarımın sesini. Fakat geri çağırış veya veda için değildi, Ve dahası dünyasal olmayan bir tepede Göğe karşı ışıklı bir saatti, İkrar ediyordu zamanın ne doğru ne de yanlış olduğunu. Geceyle tanışık biri oldum çıktım.
Edebiyat
Ateş ve Buz Kimi ateştir diyor dünyanın sonu, Kimi buz. Tattığım kadarıyla istekleri Ateşi tutanlardan yanayım ben. Ama iki kez yok olacaksa dünya, Bilirim nefretin ne olduğunu Buzla da yok olur bu dünya, Hem de nasıl yok olur, Diyecek kadar.
Şiir
Reklam