Düskırıklıklarımızın derecesini, çevremizdeki dünyadan neler bekleyebilecegimize iliskin kavrayisimiz, hangi beklentilerimizin normal olduguna iliskin deneyimlerimiz belirler.
Arzuladigimiz bir seyi her elde edemedigimizde öfkemize yenik düsmeyiz; aslinda, o seyi elde etmenin en dogal hakkimiz oldugunu düsündügümüz halde onu elde edemezsek öfkeleniriz. En büyük ofkeyi de varoluşumuzun temeli olarak algiladigimiz kurallari yikan olaylarla karsilastigimizda duyariz.
Düsüncenin bir yandan sonuç kendini tatmin etmedigi için böyle kalmak istemediginde ve diger yandan kendisine karsit kaniti çürütemedigi için ilerleyemediginde eli kolu baglanir.
Düsüncemiz açmaza sürüklendiginde huzurumuz kaçar: Dogal anlama arzumuza set cekilir. Aristoteles'e göre, anlama arzumuz ancak dügümü çözdügümüzde gercek anlamda tatmin olur.
Doga, der Aristoteles, yalnizca onu kullanabilecek hayvanlara ozel bir organ, uzuv vb bahseder. Bu yüzden asla hem keskin disleri hem de uzun sivri disleri olan bir hayvana rastlanmaz: zira doga hiçbir seyi bosuna yapmaz.