David Gilmore

Yaşlı Canales'in ruhunda, haksızlık karşısındaki iyi kalpli insanın öfke fırtınaları esmekteydi. Ülkesinin durumuna öyle üzülüyordu ki, sanki kanı pıhtılaşıyordu. Duyduğu acı önemsiz gibi görünüyordu ama kemiklerinin iliğine, saçlarının köküne, tırnaklarının, dişlerinin dibine işliyordu. Acı gerçek: Başıyla değil de asker kasketiyle düşünmüş olmak... Bir eşkıya çetesinin, bir vatan hainleri çetesinin ayakta durması için hizmet etmek, işinden olmaktan, açlıktan ölmekten çok daha acı ve utanç veren bir şeydi. Ülküsüne, ülkesine, milletine ihanet eden hükümetlere bağlı kalmamızı biz askerlerden ne hakla istiyorlar?..
Sayfa 212 - Yordam Edebiyat
Kitap Alıntısı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Dış dünyadan kurtarmak istiyordu kendini; üzerine düştüğü yatağı, gölgelerle, hareketsiz, boşlukta duran şeylerle çevrilmiş beyaz bir ada gibi gördü. Unutmak istiyordu, uyumak, artık var olmamak. Şimdiden, aklı başında, mantıklı, bir makinenin parçaları gibi birbirine birleştirilebilecek düşüncelere sahip olmak yeteneğinde değildi. Şeytan görsündü sağlam insan mantığının yüzünü. Uyku daha iyiydi onun için, bu mantık yoksunluğu, bu tatlı süzülüp gidiş, önce mavilikler, sonra sık sık yeşiller, en sonunda da karalar içinde... Gözlerden başlayıp vücuda işleyen ve onu yavaş yavaş gevşeten bu hantallık. Ah özlem... İnsan, özlenen şeye hem sahiptir, hem değildir. Ellerimizin on parmağıyla çevresinde bir kafes ördüğü altın bir bülbüldür o... Aynadan içeri girdikten sonra burnun pencerelerinden çıkıp gitmeyen sağlam, deliksiz bir uyku... Bu eski uysal uykularının özlemini çekiyordu.
Sayfa 163 - Yordam Edebiyat
Kitap Alıntısı
Yavrucuğum, sevgi yarı donmuş limonataya benzer. Taze taze içilirse tadına diyecek yoktur, tadı çabuk kaçtığından tadına varmak için hemen içmeli. Sonra, sonra yalnızca bir parça tatsız ve renksiz buz kalır geriye.
Sayfa 139 - Yordam Edebiyat
Kitap Alıntısı
Genel olarak zenginlikle sahteliği birbirinden ayırmak olanaksızdır, bu yüzden dostum, aynı düşüncede insanların toplandığı, güvenlik içinde oturulan yalnızca lokantaları gösterişli bir oteli tercih ederim; her parlayanı altın sanmamalı.
Sayfa 119 - Yordam Edebiyat
Kitap Alıntısı
PELELE, kentin arka mahallelerinin bağırsak gibi eğri büğrü dar sokaklarından geçerek kaçıyordu; güneşin doğmasıyla giriştikleri günlük savaşlarında birbirlerine hiç benzemedikleri halde ölümün aynasında birbirinin aynı olan insanların uykusunu ya da göğün soluk alıp vermesini gem vurulmaz ulumalarıyla tedirgin etmeksizin kaçıyordu. Bazıları en gerekli şeyden yoksundu, ekmeklerini kazanmak için çalışmak zorundaydı; ötekiler ise bolluk içindeydi, "boş vakit"ten yana da zengindi. Bay Başkan'ın dostları, kırk-elli evin sahibi kimseler, yedi ya da sekiz görevi tek başına yüklenen memurlar, ruhsat, unvan, tasarruf sandığı, kumarhane, horoz dövüştürme sahaları, işçi fabrikaları, genelevler, lokanta ve "ödenek"e bağlanmış gazete sahipleri...
Sayfa 31 - Yordam Edebiyat
Kitap Alıntısı