David Gilmore

Bir prens mevcut düzene uymaktan çok mevcut düzeni değiştirerek gücünü gösterdiğine inanırsa, birilerinin doğal görevlerini keyfi bir şekilde başkalarına vermek üzere ellerinden alırsa, kendi iradesinden çok fantezilerine âşıksa, o monarşi yıkılır. Prens her şeyi kendine bağlar, devleti başkentine, başkenti sarayına, sarayını kendi şahsına indirgerse o monarşi yıkılır. Son olarak, bir prens nüfuzunun, konumunun, halklarının sevgisinin değerini bilmezse, bir kralın, kendini tehlikede olduğuna inanan bir despot gibi güvende hissetmesi gerektiğini anlamamışsa, o monarşi yıkılır.
Sayfa 147 - Türkiye İş Bankası Yayınları
Kitap Alıntısı
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Bu felaket halkın başına, itimat ettiği kişiler kendi yozluklarını saklamak uğruna halkı yozlaştırmaya çalıştığı zaman gelir. Bunlar, halk kendi hırslarını görmesin diye halka durmadan yüceliğinden bahseder, kendi açgözlülüğünü fark etmesin diye durmadan halkın açgözlülüğünü teşvik ederler. Yozlaştıranlar arasında yozlaşma artar; yozlaşma, çoktan yozlaşmış olanlar arasında da artar. Halk kamu gelirlerini aralarında paylaşır; işlerin yürütülüş biçimine kendi tembelliğini kattığı gibi, fakirliğine de lüksün getirdiği eğlenceleri katmak ister. Ancak halkın tembelliği ve lüksü göz önünde bulundurulursa, onu ancak devlet hazinesi tatmin edecektir. Oylar parayla satılırsa, buna şaşırmamak gerekir. Halktan daha fazlasını almadan halka çok şey verilemez. Fakat halktan alabilmek için devleti yıkmak gerekir. Halk özgürlüğünden ne kadar çok istifade eder görünürse, özgürlüğünü kaybedeceği ana o kadar çok yaklaşmış demektir. Her biri tek bir tiranın ahlâksızlıklarına sahip küçük küçük tiranlar türer. Kısa süre sonra, özgürlükten geriye kalan da dayanılmaz bir hal alır. Tek bir tiran yükselir ve halk kendi yozluğunun avantajlarına kadar her şeyini kaybeder.
Sayfa 143 - Türkiye İş Bankası Yayınları
Kitap Alıntısı
Zira ahlâk kurallarıyla ilgili her şey, alçakgönüllülük kurallarıyla ilgili her şey bir kanunnameye sığdırılamaz. Başkalarına karşı yükümlülüklerimizi kanunlar aracılığıyla düzenlemek kolaydır. Ancak kendimize karşı yükümlülüklerimizi kanunla düzenlemek güçtür.
Sayfa 132 - Türkiye İş Bankası Yayınları
Kitap Alıntısı
İstibdat devletlerinde kadınlar lüksü getirmez. Bu devletlerde, kadının bizzat kendisi lüks bir objedir. Kadınlar aşırı derecede itaatkâr olmalıdır. Herkes yönetimin ruhunu benimser ve evinde de başka yerlerde gördüğünü uygular. Bu devletlerde kanunlar sert olup anında uygulandığından, kadınların özgürlüğü yüzünden meseleler çıkmasından korkulur. Kadınların kavgaları, boşboğazlıkları, nefretleri, eğilimleri, kıskançlıkları, alınganlıkları, küçük insanların büyük insanların ilgisini çekmede gösterdiği o maharet bu tür devletlerde sonuçsuz kalmayacaktır. Üstelik, bu tür devletlerde hükümdarlar insan tabiatıyla alay ettiklerinden birden çok kadına sahiptirler ve bin türlü sebep onları bu kadınları hapsetmeye iter.
Sayfa 131 - Türkiye İş Bankası Yayınları
Kitap Alıntısı
O halde lüks, monarşilerde gereklidir. İstibdat devletlerinde de gereklidir. Birinci yönetim şeklinde lüks sahip olunan özgürlüğün kullanılması, ikinci yönetim şeklinde ise köleliğin sağladığı avantajların kötüye kullanılmasıdır. Efendisi tarafından diğer kölelere zulmetmek için seçilen bir köle, elde ettiği servetin yarınından emin olamadığı için kibrini, arzularını ve hazlarını günübirlik tatmin edebilme mutluluğundan başka bir mutluluğa sahip değildir. Bütün bunlar şu sonuca varmaktadır: Cumhuriyetler lüks yüzünden, monarşiler fakirlik yüzünden yıkılır.
Sayfa 126 - Türkiye İş Bankası Yayınları
Kitap Alıntısı