Aslında neyin ardına düşmüş olduğunu söylese onu aralarından süpürgeyle kovarlardı: kendi ölüsünü arıyordu. Gittiği her yerde o ölüyü görmek, onunla konuşmak, onun ölü olduğunu yüzüne vurmak, onun bir ölüden başka bir şey olmadığını onun yüzüne haykırmak istiyordu. Belki yeterince düzgün bir gövdem yok, diye düşündü bir süre, bundan dolayı kendine karşı bir küçümseme duyduğundan değil, yeteri kadar düzgün bir gövdeye sahip olmamak insanların çoğuna özgü bir durumdu, böyle olduğu için de doğal karşılanması gerekirdi, hayır bu yüzden değildi arayışı, tin’ini arıyordu, soyula soyula elde kalacak olan o son şeyi, o kendiliği olan şeyi..
Herkesin Batı’ya gitmeye heveslendiği bir sırada, o, tersine Doğu’ya yürümek istiyordu. Nedenini kendi kendine sorup duruyordu. Acaba oralarda bir yerlerde mi yakalanacaktı özgürlük?