Sic Mundus Creatus

Sic Mundus Creatus
@Plainview
Günün sonunda
Bir hikaye anlatmak istiyorum, bu sefer anlatacağım şey kibir dolu kalplerin bulunduğu bir şehirde geçiyor. Geceleri uykusunu, gündüzleri ise zihnini sevdiği kadın için düşünmeden feda eden Albert, bir gün bilincinin artık bu uykusuzluğa dayanamadığını fark etmiş. Artık bu mistik olgudan bir süre uzaklaşıp sevdiği kadın için daha iyi bir Albert olmak istemiş. Zihninin bu bulanıklığının bir süre sonra parçalanmaya yol açabileceğini ve hatırladığı her şeyin orada saklı kalmasını istediğini, unutmak istemediğini sevdiği kadına söylemiş. Meğerse sevdiği kadın da aynı şeyleri yaşadığını ve bu konuları aslında Albert'a nasıl söyleyeceğini planlıyormuş. Aslında bu haber ona buruk bir mutluluk yaşatmış. Yaşanılan şeylerin zorluğundan birincil gözle haberdar olup sevdiği kadın için üzülmüş ama bu hisleri bir köşeye sıkıştırarak onu kırmadan ve yanlış anlaşılmalar olmadan anlatabildiği için mutluymuş. Günler geçmiş haftalar geçmiş birbirlerinden uzak bir hayat yaşamaya başlamışlar. Bu hastalığın bu kadar inatçı bir yapısı olduğunun daha ilk zamanlarda zaten farkına varmış, sonrası için gerçekleşen şeyler daha üzücü. Hastalık artık ikisin de anılarına ve hatırladığı güzel şeylere saldırmaya başlamış, belki daha fazlasına. Her gece huzurlu bir uyku için yattığı yataktan Albert korku dolu çığlıklarla uyanır olmuş çünkü bir süre sonra hastalık onun zihnine de sıçramış. Albert bu çaresiz ve acınası durumdan nasıl kurtulabileceği ile ilgili bir sürü plan yapmış, çevresinde yaşayan alternatif tedavi kaynaklarını değerlendirmeye karar vermiş, buna devam ettiği süre boyunca her girdiği tedavi sonrası hastalığa daha bitkin düşer ve daha hızlı ilerlemesine neden olurmuş. Hastalıktan bitap düşmesine rağmen kendisini iyi hissettiği bir gün sevdiği kadının da onunla aynı hastalığı
Edebiyat
Reklam
Yağmur yağdıktan sonra toprağın daha kolay eşelendiğini gördüm. Belli ki daha fazla güç sarf etmen gerekiyor. Kolların bu ağırlığı taşıyabiliyorsa, daha hızlı yol alırsın. Güçsüz olmak her iki nedenden dolayı seni yavaşlatır. Çamuru alıp atmak ile ufalanan tozları yutmak arasında bir fark yoktur; seçim yapmak bile zalimce olabilir. Düşüncede böyledir, gücünün yettiği şeyleri farklı şekillerde yok etmenin yollarını bulursun ve istersen onları var edersin. Her şekliyle bilirsin, deneyimlersin; yağmur o toprağı birleştirdiğinde ise yalnızlığı kabul eder güçsüz olanları düşünmeden sadece ilerlersin.
1000Kitap
Canavarı yendim, ama onu özlemeye başladım. Onun yokluğu aslında kendinden uzaklaşmanı sağlıyormuş, herkes gibi olmak yani. Onsuzken olduğun kendin acınası ve korkunç, tersini düşündüğünde ise sadece kaybolmuş.
Edebiyat
Yolunu kaybetmiş her insana yüce yaratıcı cömert bir ölüm teklifinde bulunur. Bilir ki bir daha intizamlı bir hayat sürdüremeyecektir. Cesur olanlar ölmeyi, korkak olanlar ise bir süre daha yaşamayı seçer. Fakat bazıları onun çok daha ilgisini çeker. Çünkü ne gerçek bir ölümü hak ederler ne yaşamayı kabul ederler. Bahsettiğim gezginler her bir aralıkta kuşkusuzca ne olup bittiğini irdeler ve kaderlerine karşı çıkarlar. Bu asi davranışları onları farklı yapar. Bir hayata, yaşanmış tüm hayatlara küstahça küfür ederler; ne de olsa gerçek bir ölümü bile hak etmeyeceklerdir.
Edebiyat
Eskiden çok kıymetli şeylere sahip olduğumu düşünürdüm. İyi bir insan gibi adalet terazisini elimde yıkılmadan hep dengede tutarak taşırdım. İnsan bazı değerlerini kaybettiğinde iyiliğin iyileştirici veya kötülüğün seni hapseden tarafları olduğuna inanmıyor, hepsi birer peri masalı. Sadece güçlü ve zayıf yönlerin vardır; iyilik seni suistimal edenlere karşı zayıflığındır, kötülük ise bu akıl almaz senaryonun diğer tarafındaki başka bir sendir. Evet ikisini aynı anda yürütüyorsun. Hem iyi ve hem kötüsündür, aslında bunun hiç ama hiç değeri yok. Yukarıda bahsettiğim gibi zayıf ve güçlü yönler evet, hangisinin güçlü hangisinin zayıf olduğuna bir düşün ve karar ver. Çünkü zayıf olduğun yerden büyük darbeler yiyeceksin, seni öldürecek şey güçlü olduğun yerden yediğin darbeler olacaktır.
Edebiyat