Sic Mundus Creatus

Sic Mundus Creatus
@Plainview
Günün sonunda
Üzgünüm sevgilim. Kendime bile söylemediğim her şey boğazımda bir yumru gibi kısık belli belirsiz sesler ile doluydu. Anlatamadım çaresizliğimi, konuşmaya çalıştığım vakit daha da büyüdü tıkadı boğazımı. Ben senden öncesinde neşeli değildim, seninle birlikteyken bile olamadım. Bir gün kaybedeceğim seni, öz acıyı yaşıyordum; pis huyumdur her şeyi düşünmek, bilirsin. Tanrı insanların yollarını her zaman ayırır, perspektifi geniş bir insanın yaptığı gibi mutluluklarımın önüne her zaman bu ayrılık fikri geçerdi. Keşke gelecek kaygısı anlarımın önüne geçmeseydi, edindiğim harika şeyleri o an yaşasaydım. Dumanı içimi boğuyor ama devam ediyorum, bana zarar veren her şey bu günlerde çevremde süzülüyor. Yıkılmak için çok uğraşıyorum depresif kararlılıkla boynumu sıkıyor düşünceler. "Başıma bir silah daya ve duvarları beynimle boya." hak ettiğim kudretli son.
Edebiyat
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Hiçbir zaman kontrolü bırakmadım. Lanet dünyada her zaman olması gerektiği gibi oldum, ne çok sevindim bir şeyler için ne çok fazla üzüldüm. Şuan düşünüyorum da neden çok üzülmem gerektiğinde yıkılıp yerle bir olmadım? Neden birileri beni toplamadı bir yerlerden yada benden kalanları mı demeliyim. Kusursuz olmak adına yaptığım her hareket beni kendimden uzaklaştırdı, bütünü korudu fakat kalbimden hiç bir şey bırakmadı. Vakit yıkılma vakti, sonsuza kadar her acıyı yaşamaya içelim! Aptal olma, acıyorum sana çocuk biraz kendin ol. Yok olmak uğruna bile korkma, senden her ne aldılarsa yine de korkma!
Edebiyat
Tanrıların tanrısı Zeus artık tahtında oturmaktan çok sıkılmıştır ve bir gün dünyaya insanların olduğu bölgelerden birine gitmek, vakit geçirip gözlem yapmak istemiştir. Elbette kudretli tanrısal formuyla değil, bir dilenci kılığına girerek dikkat çekmek istemiyordur. Zeus insanların içinde sessizce gezer, onların bu denli bir telaş içerisinde olup kendilerini bu kadar yıpratmalarına anlam verememiştir. Sonradan kısıtlı yaşam sürelerini düşünüp, bir de kendi limitlerini fark ettiğinde bu kadar telaşı anlamlı hale getirmeyi başarmıştı zihninde. Fakat bir anda korkmuştu, evet tanrıların tanrısı yüce Zeus. Onu bir avuç insanın yaşamı ürkütmüştü; çünkü daha önce hiç böyle hissetmediğini fark etmişti. Bu zavallı ölümlülerin bile sahip olduğu yaşama isteği, hayata tutunma biçimleri ve sonlarını bilerek yaptıkları eylemler daha önce Zeus bile buna sahip olamamışken, nasıl olur? Endişe içerisinde Zeus ilerlemeye devam ederken kenarda boş duran ve hiç bir şey yapmayan birini görür yüzünde "sonunda" gibi bir ifadeyle. Kıyafetleri, saçı ve tenine bakıldığında diğer insanlar gibi değildi. Dışarıda pek ilgisini çeken bir şey olmadığı anlaşılıyordu. Dilenci formunda ki Zeus ona doğru adımlarını yalpalayarak ve küçük küçük gerçekleştirmekteydi. Aklından bir ölümlü olmanın bu kadar sıkıcı ve yorucu olduğu tamamen çıkmıştı, kalp atışlarını bile duyamıyorken. Yanına geldiğinde bu ilginç adama sordu; Burada ne yapıyorsun böyle? İnsanlar bu kısa hayatının her anını değerlendirmenin telaşı içerisindeyken sen sadece oturmuş gökyüzünü izliyorsun. Kafasını öne doğru eğip, göz bebeklerinin o tarafa yönlenmesiyle onu incelemeye başlamıştı. Zeus'un yırtık paçaları ve isten kararmış tenine baktı, suratında kısık bir gülümsemeyle söze devam etti: Belli ki çok farklı değiliz, ikimizin de
Edebiyat
Yaşanılan psikolojik şiddetin ölçüsü ve sınırları belirsizdir. Tahribat büyük ölçüde fiziksel olarak hissedilenden daha büyük ve kapsamlı olur. Bir insan yaşadığı bu duygusal sömürünün sonuçlarına katlanmada çok dayanıksız olabilir; sebebi basittir ruhsal yıkıntı bir göçüğe benzer düştüğünde canın acır bunun yanı sıra kurtulmak için verdiğin her çaba sana istediğin sonucu getiremez. Göçüğün içerisindeyken yukarıda ki ışığı görürsün, çırpınırsın, çığlık atarsın sesini duymaları için ama ne yazık ki burası çok ıssızdır. İnsanların dip diye bahsettiği kurgusal bu mekan, psikolojide yeri olmayan düzmece bir karanlıktır. Teorik olarak her çırpınma nesnellik payı olamayan daha alt katmanlara düşmene sebep olur. Terminolojide dip, bulunduğun çöküntünün taban kısmını belirleyen bir alanın niteliğine verilen isimdir. Her çırpındığında şiddetli psikolojik travmanın seni getirdiği daha ulaşılamaz bir noktaya vardığında, aslında dibe yaklaşmaktasın orada değilsindir. Çöküntünün içerisinde olmak yer altı edebiyatının pesimist kalemlerinin havalı gözüken cümlelerinde ki boş vermişlikten ziyade seni acımasızca bitiren ve her şeyi daha fazla umursamanı sağlayan kötürüm bir hastalıktır. İçinde bulunduğun çaresizliği kabullendiğinde artık bir şeyler yapmak için harekete geçecek gücü bulursun. Çünkü sen o yapayalnız karanlıkta kendini dinlemişindir, daha önce değer vermediğin ve önemsiz gelen bir başka sen ile tanışmışındır; sana çıkış için o halatı uzatacak olan kurtarıcı. Birey her ne kadar yıpranmış olsa bile içinde bulunduğu sıfırı burada tüketip yeni bir sayfa açacaktır. Unutma, seni var edecek her şey aslında seninle birliktedir.
Edebiyat
İleriye dönük yaşamaya devam etmenin verdiği büyük kötülük insanın kendine yalan söylemeye alışmasıdır. Umut iyi bir şeydir, fakat insanı körleştirir. Sürekli kendini kandırmaya ve sürekli kendi istediğin şeylere değer vermeyerek hayata devam etmeye zorlar seni. Öz motivasyon dış etkenler ile sahip olduğun değil, seni iyi bilen kendinden gelir. Bir hedefin, hayatta sahip olmak istediğin tüm arzuların daha iyi olacağını düşündüğünden başka yönelimler ile nötrlenemez. Sevdiğin insanların iyiliği için kendinden vazgeçemezsin çünkü bu senin benliğinin değişim geçirmesine sebep olur. Kesinlikle artık yolun başında seni tanıdıkları o insandan daha farklısındır, sonunda iki tarafında mutsuzluğunu deneyimlersin, çok acı. Neden mi? Sen olduğun sen değilsindir, değer verdiklerinin de tanıdığı sen olmaktan vazgeçmişindir artık. Kelebek etkisi gibi derinden küçük değişimlerin yol açtığı büyük etkenler değildir. Yavaş yavaş kendi kötülüğün olmaya devam edersin, her gün bunu üstlenir ve yaparsın. Umudunu yaşadığın hayal kırıklarında bile yeniden aynı sen olmaya sakla; değişime açık bir tutum sergile fakat sen olmaktan vazgeçme. Tüm kalbimle söylüyorum; kendine ait olmalısın ancak bu sayede değer görürsün ve bu sayede bir kanat altında toplarsın sana inanan insanları. Umutlarımın tükendiği her vakit kendime inanırım, soluk ve beyaz tenimin yüzümde ki her buruşmasında kendimi güldürürüm, soğuğu hissettiğimde harekete geçer ve sadece koşarım; durmaksızın. Yoluma çıkan hiç bir şeyi ezmem, kendime katarım. Ben yok edici değil, kendisini var etmeyi bilen her insanın ortak paydasıyım, ben içinde ki öz sanatım.
Edebiyat