Amerikalı yazar Harper Lee’nin ömrü boyunca yazdığı iki kitaptan ilkiymiş “Bülbülü Öldürmek”.. Kitabını yazdıktan 1 yıl sonra da Pulitzer Edebiyat Ödülü’nü kazanmış… Kitabı okumadan önce biraz internette araştırma yapmıştım.. Her yerde sürekli karşıma çıkan bu kitap araştırmamdan sonra daha da ilgimi çekti.. Kitabın konusu, Harper Lee’nin 1936 yılında 10 yaşındayken yaşadığı bir olayı temel almaktadır.. Yazar yaşadığı kasabanın yakınlarında yaşanan olayı, ailesinin ve komşularının üzerindeki etkilerini gözlemleyerek eserini oluşturmuş...
Kitabı okumaya başladığım ilk sayfalarında Scout, abisi Jem ve arkadaşları Dill’in ( bu arada yazarın Dill’e benzeyen bir arkadaşı da varmış) maceralarını, yaramazlıklarını anlatıyormuş gibi geldi.. Hatta “öcü” diye lakap taktıkları komşularını evden çıkarmak için uğraşları sonucu onu nasıl evden çıkardıklarını anlatacağını sandım.. Ama kitap ilerledikçe öyle olmadığını anladım.. Konu ırkçılığa doğru gidiyordu..
Scout’ın babası Atticus Finch hem bir avukat hem de yaşadıkları kasabada yetkili biriydi.. Finch ailesi de köklü, saygın bir aileydi ve kimse kolay kolay laf edemezdi onlara.. Ama babası bir gün kendisinden almasını istedikleri bir davayı alır.. Davanın konusu beyaz bir kıza tecavüz ettiği söylenen bir zencinin yargılanmasıydı.. Atticus Finch, zenciyi savunacaktı.. İşler bundan sonra biraz değişecekti.. Kasabalıların tavrı hem çocuklara hem babalarına karşı değişecekti..
Olayların dışında yazar o dönem siyahilere karşı tutunulan tavrı da çok güzel anlatmış.. Resmen olayı yaşadım içim burkuldu.. Beyaz birinin sözünün doğru olmasa bile siyah birinin sözünden daha değerli olduğu gösteriliyor.. Aslında tecavüze uğradığını iddia eden kız ve ailesi toplum tarafından sevilmeyen kasaba dışında yaşayan bir aileyken sırf