İrem

Puan vermedi·288 syf.··
2024 4. kitabı
Elspeth McGillicuddy tren yolculuğu sırasında camdan bir diğer trenin içinde gerçekleşen cinayete tanık olur. Elspeth şok içinde ve görev arzusuyla ulaşabildiği tüm görevlilere durumu iletir. Fakat yaşlı görgü tanığı fazlasıyla ciddiye alınmaz çünkü olayın gerçekleştiği vakitten günler geçmesine rağmen ne ceset ne de herhangi bir şüpheli bulunabilmiştir. Elspeth’e inanan ve bu cinayeti çözüme kavuşturacak kişi Miss Marple’dır. Öncelikle böyle merak uyandırıcı bir konunun bu şekilde işlenmesi beni biraz hayal kırıklığına uğrattı diyebilirim. Agatha Christie’nin okuduğum diğer kitaplarının birçoğunda katili bulamadım veya yanlış tahmin ettim. Bunun da nedeninin genelde katillerin en bariz olanlarının haricinde ters köşe oluşturacak kişiler olarak seçilmesinden kaynaklandığını fark ettim. Böylelikle zaten ben kitabın yarısına gelmeden sadece 2 katil adayım vardı. Ama şöyle bir sıkıntı var ki olay örgüsü katili bulmak üzerine ilerlemiyor. Başlangıçta zaten ceset bile bulunamadı. Sonradan ceset malikanenin lahdinde bulundu ve hemen tüm şüpheler ev halkına yöneldi. Ki yönelmedeki nedenler de tamamen varsayımlara ve tesadüflere dayanıyor. Çünkü lahdin bulunduğu ambara ev halkının dışında birçok yabancı kişi dahi girip çıkabiliyor. Miss Marple bu dedektiflik işleri için fazlasıyla yaşlandığı için malikaneye muhbir olarak hizmetçi kız Lucy’i sokuyor. Kitabın ortalarından olayların çorap söküğü gibi açıklığa kavuştuğu final bölümü arasında ev halkındaki tüm erkeklerin Lucy’e tam anlamıyla yürüdüğünü okuyoruz. Açıkçası bu satırları çöpçatan yaşlı bir ninenin yazdığı sürekli gözümün önünde belirdi. Kolay okunan bir kitap fakat benim gerilim-polisiye kitabından beklentim bu değildi sanırım. Bu nedenle diğer okuduğum Agatha Christie kitaplarının yanında fazlaca sönük kaldı.
16.50 TreniAgatha Christie · Altın Kitaplar · 05,8bin okunma
Reklam
Puan vermedi·232 syf.··
2024 6. kitabı
Japon mitolojisine ilgi duyduğum sıralarda konusunu bilmeden tamamen rastlantısal olarak aldığım bir kitapta İzanami ve İzanaki'nin hikayesinin kurgusuyla karşılaşmak kesinlikle benim için hoş bir sürprizdi. Bu nedenle kurgunun çok üzerinde durmadan Japon yaratılış mitini ve bu mit üzerinden kadın olmak üzerine düşüncelerimi yazmak istiyorum. Zaten kitabın arka kapağındaki "Ölen her zaman kadın olur." cümlesiyle de yazar, tanrılar ve insanlar arasındaki uçuruma rağmen kadınların ortak kaderiyle ilgili ipucu vermektedir. Japon yaratılış miti, Japon adalarını yaratmak üzere gönderilen Izanami ve Izanagi kardeşleri-eşleri konu almaktadır. Izanami üzerinden kadına biçilen rolün en azından sadece bu mit nezdinde tahlilini yapmak mümkün değil. Fakat miti okuduğumda,hatta miti kurmaca bir hikâyeyle harmanlayıp sunan Natsuo Kirino’nun Tanrıça Günlüğü kitabında da fazlaca içselleştirdiğimden mi bilmiyorum, beni rahatsız eden bazı bölümler vardı. Örneğin; Cennet Sütununun etrafında dönmeye başlayan çift karşılaştıklarında ilk sözü Izanami söyler ve birliktelik mahvolur. Çünkü doğan çocuklardan biri kemiksiz ve uzuvsuz diğeri de küçücük bir adaydı. Fakat ilk konuşan Izanagi olduğunda sekiz büyük adayı ve bazı doğa fenomenlerini meydana getiriyorlar. Yani kadının duygularını ilk ifade eden olması çöküşü erkeğinki ise başarıyı temsil ediyor. Ardından Izanami’ye verilen doğurma lütfu Ateş Tanrısı Kagutsuçi’yi dünyaya getirirken ölümüne sebep olur. Izanami’yi tekrar görme özlemiyle Izanagi, Ölüler Diyarına gider. Fakat geç kalmıştır. Çünkü Izanami çoktan Yomi’nin kalbindeki meyveyi yemiştir. Izanagi, Izanami’nin isteğine rağmen eşine son bir kez bakmaktan kendini alıkoyamadı. Fakat Izanami’nin vücudu iltihap içinde ve kurtçuklar tarafından kemirilmekteydi. Izanami kendisini o halde
Tanrıça GünlüğüNatsuo Kirino · Doğan Kitap · 201780 okunma
9/10
·280 syf.··
2016 13. kitabı
Bana göre serideki Uyumsuz'dan sonraki en iyi kitap.Tobias'ın Cesurları seçme nedenini,babasıyla aralarında yaşadıkları çatışmaları,Cesurlukta yaşadığı zorlu süreçleri ve sonrasında Tris'le ilk karşılaşmasını Tobias'ın ağzından okuyoruz.Tris ile tanışmasından sonrası serinin diğer kitaplarıyla neredeyse aynı fakat anlatan farklı ve olaylar fazlasıyla sadeleştirilmiş.Serinin diğer kitaplarına bakarak olay değil de daha çok duygular ön plandaydı,hoşuma giden tarafı da bu oldu elbette.Sadece Tris ile yaşadıkları değil Tris'ten öncesini de anlatmış olması nedeniyle sıkmıyor bence.Sadece biraz daha uzun olabilirdi diye düşünüyorum yazar sanki 'kısa süre içinde okuyucular Tobias'ın ağzından da okusun da seri bitsin' diye aceleye girişmiş gibi bir havası var
DörtVeronica Roth · Artemis Yayınları · 20162,469 okunma
9/10
·123 syf.··
2016 55. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 24 Temmuz 2016 03:39
Virginia Woolf'un 'kadınlar ve kurmaca' konusu üzerine yazmış olduğu deneme türü bir eser.Kadınların edebiyat alanında neden hiç eserlerinin bulunmamasını-bulunamamasını- ele alıyor.Kadınların sadece ev işi yapmak ya da bir bebek dünyaya getirmek dışında pek bir işlevinin olmadığının düşünüldüğü zamanlar.Çok eski de değil 16.-19. yy. arası İngiltere'sinden bahsediyor."Bir kadın eğer kurmaca yazacaksa,parası ve kendine ait bir odası olmalıdır." diyor Virginia Woolf. Belki de kadınların en büyük eksikliği bunlardı.İş aradığında bile tuhaf bakışlara maruz kalan ve işe kabul edilmeyen bir kadının parası ya da kendine ait bir odası nasıl olabilir?Peki bunlar olmasa da yazabilir mi?Elbette.Fakat o kadının kitabına aktaracağı karamsarlığı ve kendine olan güvensizliğini bir düşünün.Aradan sıyrılmışları var elbet;Jane Austen,Emily Brontë,Charlotte Brontë..gibi."Başkalarının fikirlerini mantıksızlık derecesinde umursamış olan insanların enkazıyla doludur edebiyat alanı."Kim bilir kaç tane Jane Austen,Emily Brontë vardı yazmak isteyen..Hepsi de erkekler,veya toplum desem daha doğru olur,tarafından kadınların önüne koyulan engele takıldılar.O engelin ardında da o kadının umudu ve eseri kaldı.Üstelik sadece Shakespeare'in kız kardeşi hikayesi için bile okumak için şans verebileceğiniz bir kitap.Okumadan önce bence belirli bir bilgi birikimine sahip olmak gerekiyor.Çünkü bir deneme yazısı olmasına rağmen kendi fikirlerini birçok kitaptan ya da kişilerden alıntılar yaparak desteklemiş.Sayfa sayısının az olmasına aldanmamak gerekiyor.Cümleler uzun ve anlamak çoğu zaman güç.Fakat okumaya ve yazmaya cesaretlendiren bir üslûpla yazılmış olan veda konuşması gerçekten harikaydı.Okuyunca çok şey kazanacağınız ve sizi düşündürecek bir kitap..
Edebiyat
Kendine Ait Bir OdaVirginia Woolf · İletişim Kitabevi · 202148,1bin okunma