Japon mitolojisine ilgi duyduğum sıralarda konusunu bilmeden tamamen rastlantısal olarak aldığım bir kitapta İzanami ve İzanaki'nin hikayesinin kurgusuyla karşılaşmak kesinlikle benim için hoş bir sürprizdi. Bu nedenle kurgunun çok üzerinde durmadan Japon yaratılış mitini ve bu mit üzerinden kadın olmak üzerine düşüncelerimi yazmak istiyorum. Zaten kitabın arka kapağındaki "Ölen her zaman kadın olur." cümlesiyle de yazar, tanrılar ve insanlar arasındaki uçuruma rağmen kadınların ortak kaderiyle ilgili ipucu vermektedir.
Japon yaratılış miti, Japon adalarını yaratmak üzere gönderilen Izanami ve Izanagi kardeşleri-eşleri konu almaktadır. Izanami üzerinden kadına biçilen rolün en azından sadece bu mit nezdinde tahlilini yapmak mümkün değil. Fakat miti okuduğumda,hatta miti kurmaca bir hikâyeyle harmanlayıp sunan Natsuo Kirino’nun Tanrıça Günlüğü kitabında da fazlaca içselleştirdiğimden mi bilmiyorum, beni rahatsız eden bazı bölümler vardı. Örneğin; Cennet Sütununun etrafında dönmeye başlayan çift karşılaştıklarında ilk sözü Izanami söyler ve birliktelik mahvolur. Çünkü doğan çocuklardan biri kemiksiz ve uzuvsuz diğeri de küçücük bir adaydı. Fakat ilk konuşan Izanagi olduğunda sekiz büyük adayı ve bazı doğa fenomenlerini meydana getiriyorlar. Yani kadının duygularını ilk ifade eden olması çöküşü erkeğinki ise başarıyı temsil ediyor. Ardından Izanami’ye verilen doğurma lütfu Ateş Tanrısı Kagutsuçi’yi dünyaya getirirken ölümüne sebep olur. Izanami’yi tekrar görme özlemiyle Izanagi, Ölüler Diyarına gider. Fakat geç kalmıştır. Çünkü Izanami çoktan Yomi’nin kalbindeki meyveyi yemiştir. Izanagi, Izanami’nin isteğine rağmen eşine son bir kez bakmaktan kendini alıkoyamadı. Fakat Izanami’nin vücudu iltihap içinde ve kurtçuklar tarafından kemirilmekteydi. Izanami kendisini o halde