Porty X

1914; Osmanlı İmparatorluğu'nun savaşa girişi
Ayrıca aynı dönem, her ne kadar savaş öncesi dönemin sorunlarıyla askeri olayların birleşiminden meydana gelse de, Alman diplomasisinin büyük bir başarısı olan Türkiye'nin savaşa girmesine tanık oldu. Ülke, 1909 yılından beri, Britanya ile dostluk siyaseti de dahil, geleneklere muhalif olan Jön Türklerin (İttihat ve Terakki Partisi) kontrolü altındaydı. Bağdat demiryolunun sembol haline geldiği Ortadoğu'yu Almanlaştırma düşleri kuran Almanya, Tür-kiye'nin yeni idarecilerinin üzerinde hâkimiyet kurmak için bu fır-satı ustaca değerlendirdi. İttihat ve Terakki'nin lideri Enver Paşa, Berlin'de askeri ataşeydi. Alman yetkililer Türk ordusuna nüfuz ettiler ve Almanya ile Jön Türk liderleri arasında müşterek bir as-keri tutum konusunda belirgin anlayış tesis edildi - bu ortaklığı harekete geçiren unsur, Rusya'dan gelecek tehlikeye karşı ortak bir bağ kurma gerekliliğiydi. Goeben (Yavuz) ve Breslau'nun (Midilli) gelişleri Alman büyükelçisi Wangenheim için moral takviyesi ol-muştu. Nihayet Türkler, 29 Ekim'de Odessa'da Ruslara ve Sina'da İngilizlere karşı savaş açtı. Falkenhayn "savaşa iştirak eden Türkiye'nin tayin edici önemi-ni" göstermişti: Türkler önce Rusya'ya yapılacak cephane ikma-linde bir engel olacak ve ikinci olarak İngiliz ve Rus askeri kuvvet-lerini meşgul edecekti. Türkler Almanların yönlendirmesiyle daha Aralık ayı ortalarında Kafkasya'da Ruslara taarruz ettiler, fakat Enver'in aşırı ihtiraslı planı Sarıkamış Muharebesi'nde felaketle sonuçlandı. Türkiye, bundan sonraki girişimi olan Britanya'nın ikmal yolu Süveyş Kanalı'nın doğu ile irtibatını kesme konusunda daha talihli değildi. Sina Çölü, işgallerin karşısına bütün gücüyle dikilen bir savunma unsuru olmuştu ve çölü geçen iki küçük müf-rez birlik, her ne kadar başarılı biçimde geri çekildilerse de, İsmailiye
Sayfa 175·Kitabı okudu
Reklam
Askeri meziyet, sayıca üstün olmakta değil, nitelikte saklıdır.
Sayfa 170·Kitabı okudu
Sözcükler; savaş alanında yalnızca birer vızıltıdır.
Conrad zapt edilemeyen bir inançla o gece ordularına "Lemberg cephesinde bulunan düşmana karşı aynı merkezden taarruza geçmeleri için yeni bir emir gönderdi. Ertesi sabah kendi varlığı-nın cesaret verebileceği düşüncesiyle bizzat ileri harekât alanına gitti. Normal olarak Conrad'ın varlığı seksen kilometrelik bir ala-nın hiçbir noktasında, ya da daha geride, kayda değer hiçbir fark yaratmadı. Ikinci Ordu komutanına "hiç durmadan, çok şiddetli bır şekilde ve zayiatı hiç dikkate almadan taarruz" etmesi için ivedi mesaj gönderdi. İkinci Ordu komutanı, emri birliklere gönderme-ye değer bulmadı. Böylesine emirler Dünya Savaşı boyunca savaşan butün taraflarda binlerce defa tekrarlanacaktı, sanki onu dile getirenlerin sihirli sözler söyleme erdemi varmış gibi gözükecekti. Daha az sözcük ona daha fazla güç katabilirdi. Bu tür emirlerin verildiği kişilerin üzerinde herhangi bir sonucun görüldüğu enderdir, hele düşman üzerinde pek nadirdir.
Sayfa 149·Kitabı okudu
Modern kitle savaşında başkomutanın iradesi, ne kadar kuvvetli olursa olsun, sevk ve idaresi altında olan askerleri denetleyemediği ve kendi aklı ile astlarınınki uyumlu olmadığı sürece başarılı olmayacaktır.
Sayfa 146·Kitabı okudu
Ceza
İmparatorluk idarecileri gerekli gördüklerinde, geleneksel İslam'ın çevreyle ilgili en temel akidelerini ihlal etmekten geri kalmazlardı; boyun eğmeyen Arap aşiretlerini cezalandırmak için çöldeki hurma ağaçlarını köklerinden sökmeleri bunun bir örneğiydi.
Sayfa 85·Kitabı okudu
Reklam