Hayatınızın aklınıza bağımlı olduğu gerçeğini kabullenin. Tüm mücadelenizin, kuşkularınızın, sahteliklerinizin, kaçınmaları-nızın, iradeli bilincin sorumluluğundan kurtulmak için gösterilmiş çaresiz çabalar olduğunu itiraf edin... Otomatik bilme, içgüdüsel eylem, sezgisel emin olma çabaları... siz buna meleklerin yaşamına özlem demiş olabilirsiniz ama aslında aradığınız şey hayvanların hayatı olmuştur. Ahlaki idealiniz olarak insan olmayı kabullenin.
"Çok az şey biliyorum, o yüzden de aklıma güvenmeye kor-kuyorum demeyin. Mistiklere teslim olup azıcık bildiğinizden de vazgeçmek daha mı güvenli? Kendi bilginizin sınırları içinde yaşayın ve o sınırları hayatınızın sınırlarına kadar genişletmeye çalışın. Aklınızı otoritenin etkilerinden temizleyin. Her şeyi bilir durumda olmadığınızı kabullenin ama bitki gibi olmaya özenme-nin de size her şeyi bilme olanağı getirmeyeceğini görün. Evet, aklınız hata yapabilir ama akılsız kalmak sizi hatasız yapmaz. Kendi kendinize yapacağınız bir yanlış, inanç nedeniyle kabul ettiğiniz on doğrudan daha güvenlidir çünkü kendi yanlışınızı düzeltme gücünüz vardır, oysa inançla kabul edilen bir şey, sizin doğruyu yanlıştan ayırma kapasitenizi öldürmüş olur. Her şeyi bilen bir otomaton olma rüyanızdan vazgeçip insanın her bilgiyi kendi iradesi ve çabasıyla edindiği gerçeğini kabul edin, insanın bu evrendeki farklı yanının bu olduğunu, doğasının, ahlakının, onurunun bu olduğunu anlayın.
"İhanet ettiğiniz benlik, sizin aklınızdır. Öz saygı, insanın kendi düşünme gücüne güvenmesidir. Aradığınız ego, ifade ede mediğiniz ve tanımlayamadığınız o esas 'siz', duygularınız ya da anlamsız rüyalarınız değil akıl gücünüzdür, yargılayan yüksek mahkemenizdir ve siz onu görevden almış, kendinizi 'duygu' dediğiniz serseri esintilerin insafına terk etmişsinizdir. Sonunda kendi oluşturduğunuz bir gecenin içinde kendinizi zorla sürükler, bir ara görüp sonra kaybettiğiniz isimsiz bir ateşin solan vizyonunu aramak için umutsuz bir yolculuğa koyulursunuz.
"İnsanoğlunun mitolojilerinde, insanın bir zamanlar sahip olup sonradan kaybettiği bir cennetin ne kadar ısrarla anlatıldı-ğına bakın. Atlantis kenti, Cennet Bahçesi ya da mükemmelliğin krallığı. Bunlar hep geride kalmıştır. Bu efsanelerin kökü, ırkın geçmişinde değil, her bir insanın geçmişindedir. Çocukluğunuzun ilk yıllarında, boyun eğmeyi, mantıksızlığın korkusuna teslim almayı, aklınızın değerinden kuşku duymasını öğrenmeden önce aşıl ışıl bir varoluşu tanıdığınızı, apaçık bir evrene dönük rasyonel bir bilincin bağımsızlığına sahip olduğunuzu, bir anı kadar somut olmasa bile umutsuz bir özlemin dağınık acısı biçiminde hâlâ Bilmektesiniz. Iste kaybettiğiniz, aradığınız cennet odur ve ona kavuşmak istediğiniz anda da sizin elinizdedir.
"Sebepsiz yere kendinden kuşku duyma, hatta kendini aşağı görme ya da gizliden gizliye kendini değersiz bulma duyguları, aslında insanın varoluşa ulaşamama konusundaki gizli korkularını temsil etmektedir. Ama korkusu ne kadar büyürse, kendisini boğan o canavarca doktrine de o kadar sıkı sarılır. Kendini geri dönülmez biçimde kötü görme noktasına varan hiç kimse sağ kalamaz. Sağ kalsa bile bir an sonra deliliğin ve intiharın pençesine düşer. Bundan kurtulmak için eğer yanlış bir standart seçmişse numara yapmak, görmezden gelmek yolunu seçecektir. Sonunda öz saygısına hile yapacak, onun yokluğunu keşfetmektense var olduğu hayaline sarılmayı seçecektir. Bir konuyla yüzleşmekten korkmak, en kötü ihtimalin doğru olduğuna inanmaktır.
"Ruhunuzu kalıcı bir suçluluk duygusuyla dolduran şey, işlediğiniz herhangi bir suç değildir. Başarısızlıklarınız, hatalarınız ya da kusurlarınız değildir. Onlardan kaçmak için kullandığınız görmezden gelmedir. Asıl sebep herhangi bir 'İlk Günah' ya da siz doğmadan önce var olan bilinmez bir eksiklik değildir. Aklınızı askıya alma, düşünmeyi reddetme seçiminizin bilincine varmaktır.
İnsanlar kendi değerlerini vasata indirgediğinde bu sefer kötülük eline bir mutlak bir güç geçirir, iyiler ödünsüz bir amaca sadakati elden bırakınca onu yerden sahtekârlar alır. Bunun sonucunda ortaya büzülen, pazarlık eden, ihanet eğilimli bir iyi ile kendini haklı gören ve hiç ödün vermeyen bir kötü çıkar.