"Balta girmemiş ormandan fırlayan vahşiler gibi bizim New York'umuzun Beşinci Caddesi'ne sıçrayan, sokak ışıkları kalsın ama jeneratörler gitsin diyen sizler! Bizi yok ederken kullandığınız servet bizim servetimiz, bizi lanetlerken kullandığınız değerler bizim değerlerimiz, aklı inkâr ederken kullandığınız dil bizim dilimiz.
"Manevi mistikleriniz nasıl cenneti dünyaya benzer biçimde yarattı da yalnızca bizim varlığımızı eklemekten kaçtıysa ve size maddesizlikten mucizeyle oluşacak ödüller vadettiyse, bedenin çağdaş mistikleri de bizim varlığımızı unuttu, size maddenin sebepsiz olarak kendi kendini biçimlendirdiği bir cennetle, akılsız kafalarınızın arzulayacağı ödülleri vadetti.
"Yüzyıllar boyunca manevi mistikler varlıklarını bir korunma düzeni sayesinde sürdürdü... O düzen, dünyadaki hayatı dayanılmaz hale getirmek, sonra sizden avuntu ve rahatlama karşılığında parı sızdırmak, varoluşu mümkün kılacak tüm değerleri yasaklamak, sonra sizin suçluluğunuza binerek gitmek, üretimi ve zevki günah ilan etmek, sonra günahkarlardan şantaj parası toplamaktı. Biz, akıldan yana olan insanlar, onların inancının isimsiz kurbanları durumuna düştük. Oysa biz onların manevi kodunu yıkmaya, mantık günahının lanetini taşımaya istekliydik. Onlar dileklerde bulunup dualar ederken biz düşünerek hareket ettik. Ahlaki ne-denlerle suçlanıp dışarı itildik. Yaşamak bir suç oldu, biz hayat kaçakçısı sayıldık, bu arada onlar, maddesel açgözlülüğe kaş çatan bir ahlaki şatafat içinde, yok olanların ürettiği ürünleri fedakâr bir iyilikseverlikle saçıp dağıtmaya yöneldi.
"Şimdi artık bizi zincire vurdular, bize günahkar kimliği bile tanımadılar, bizim var olmadığımızı iddia eden vahşiler...