"İhtiyacı bir talep olarak gören ahlak düzeni, kendine standart larak boşluğu, yokluğu benimsemiş demektir. Bir yokluğu, bir kusuru ödüllendirmektedir. Zaafı, yetersizliği, beceriksizliği, acı çekmeyi, hastalığı, felaketi, hatayı, kusuru... yani sıfırı.
"Bu talepleri ödeyecek hesapları kim sağlıyor? Sıfır olmadık-ları için lanetlenenler. Onların her biri, ileri sürülen idealden ne kadar uzaksa o kadar katkıda bulunuyor hesaba. Tüm değerler İyiliklerin ürünü olduğuna göre sizin iyi eylemleriniz de cezanıza temel oluşturuyor, buna karşılık kusurlarınız, kazancınızın ölçüsü oluyor. Sizin düzeniniz, rasyonel insanın kendini mantıksızlar uğruna feda etmesini, bağımsızın asalaklara feda edilmesini, dü-rüstün dürüst olmayana, adil olanın olmayana, üretici insanın hırsız talancılara, tutarlı kişinin kaypaklara, özsaygılı olanın da burnunu çekip duran nevrotiklere feda edilmesini talep ediyor.
Çevrenizde gördüklerinizin gaddarlığına mı şaşıyorsunuz? Esas değerlere ulaşmış insan sizin ahlak düzeninizi kabul etmez, düzeni kabul eden de bu değerlere ulaşamaz.
"Fedakârlık ahlakında ilk feda ettiğiniz şey ahlak, ikincisi de özsaygıdır. İhtiyacı bir standart haline getirince her insan hem kurban hem de asalak durumuna düşer. Kurban rolünde, çalışıp çabalayıp başkalarının ihtiyaçlarını karşılamak zorundadır, kendisini de tüm ihtiyaçları başkaları tarafından karşılanacak bir asalak durumuna düşürmektedir. Diğer insan kardeşlerine ancak iki utanç verici rolde yaklaşabilir, ya dilenci olacaktır ya da kan emici.
"Cebinde sizinkinden bir dolar eksik parası olan adamdan korkarsınız. O dolarınız onun hakkı sayılır. O adam kendinizi ahlaksız gibi hissetmenize yol açar. Sizden bir dolar fazla parası olandan da nefret edersiniz. O dolar sizin hakkınızdır. Bu adam sizin içinizde, ahlaken