Kötülük yalnızca insana yabancı olan şeyde, onun bedeninde, diyorlar. Yo, biz onu öldürmek istemiyoruz, yalnızca vucudunu kaybetmesini istiyoruz, diyorlar. Acı duymarnası için ona yardım ettiklerini söyleyip elleriyle onu bağlı tuttukları işkence aletini gösteriyorlar. Iki çarktan oluşan o alet, onu sürekli olarak iki ayrı yöne doğru çekiyor, doktrin çarkı, ruhunu vücudundan ayırmaya çalışıyor.
"Evet, insanı ikiye böldüler, her yarıyı öbür yarıya karşı gel-mek üzere konumlandırdılar. Ona vücudu ile bilincinin ölümcül bir kavgaya tutuşmuş düşmanlar olduğunu öğrettiler. Birbirine ters yaradılışta iki hasım; istekleri çelişkili, ihtiyaçları uyuşmaz, birine yarayan ötekine zararlı. Ruhunun doğaüstü bir alana ait olduğunu ama bedeninin, o ruhu bu dünyada hapis tutan bir kafes olduğunu öğrettiler. İyiliğin vücudu yenmek, yıllar süren sabırlı mücadelelerle onu sabote etmek demek olduğunu söyleyip insanı kafesten kaçmaya, mezarın özgürlüğüne kavuşmaya teşvik ettiler. İnsana kendisinin, her ikisi de ölümün sembolü olan iki unsurun oluşturduğu umutsuz bir uyumsuz olduğunu öğrettiler. Ruhu olmayan vücut, cesettir; bedeni olmayan ruh da hayalettir... ama onların insan doğası algısında, ceset ile hayalet arasındaki mücadele sürerken, ceset kendine özgü bir kötülükle yüklüdür, hayalet de insanın bildiği her şeyin yok olduğunun, yalnızca bilinemeyenlerin var olabileceğinin bilincindedir.
"Bu doktrinin hangi insani yeteneği görmezden gelmek üzere tasarlandığını görebiliyor musunuz? İnsanın aklıydı görmezden gelinen. Ancak onun yok edilmesiyle insanı iki parçaya bölmek mümkün olabilirdi. Mantığını teslim ettiği anda ölçemediği, kontrol edemediği iki canavarın insafına kalmış olacaktı: sorum-suz içgüdülerle hareket eden bir vücut ile mistik vahiylere göre hareket eden bir ruh. Bu