Gülümsemesinin donyağından bir deri, fazla uzun süre
yanmış, çökmüş ve söndürülmüş düşsel bir mumun maddesi
gibi kayip gittigini, eridigini, katlanıp kendi içine göçtügünü hissetti.
“ Odadan gündüz ışığıyla beraber bana ait her şey çekiliyor: Evime ait hatıralar, kalabalıklar, sevdiklerimin sesleri, birçok şekiller, hayatımın parçalan, Erenköy, köşk, tren, vapur, fakülte, doktorlar, hastabakıcılar, hayatın gürültüleri, sehir, gündüzün sesleri her sey
uzaklasiyor. Icimde bir bosluk. Garip ve büyük bir his,
derinliklerime dogru kaçiyor, gizleniyor. Ruhum karartılarla, sessiz ve şekilsiz gölgelerle, eşya arkasina saklanan hayaletler gib kendilerini göstermeden korkutan mechul varlıklarla dolu. “