Kimseyi, kabuğuna yaklaşıp içindeki savunmasız halini görecek kadar yakınına sokmuyordu. Dışarıdan bakıldığında son derece güçlü ve pozitifti, insanların arasındayken suratı asık görünmezdi.
Duygularını göstermekten hoşlanmazdı.
Yaşanılanlara ve etrafindaki olaylara gerçekçi yaklaşırdı. Sık sık arkasından "Ne duygusuz adam yahu!" dediklerini duyardı. Yüreğinde yaşadığı tsunamiler, kıtalarını birbirine katsa da bu sözlere içinden gülerdi.
Zavallı bir günahkârın yaşamından başka bir şey olmayan yaşamımın sonuna varmış, saçlarım ağarmış, tıpkı dünyanın yaşlandığı gibi yaşlanarak, sessiz ve ıssız kutsallığının dipsiz kuyusunda yitip gitmeyi bekleyerek, meleklere yaraşır zekâların suskun ışığını bölüşerek, ağır, hasta gövdemle, sevgili Melk manastırının bu hücresine kapanıp kalmış, gençliğimde gözlemlediğim olağanüstü ve korkunç olaylara tanıklığımı, gördüklerimi ve işittiklerimi -bir taslak aramaya kalkışmaksızın, benden sonra geleceklere (eğer Deccal onlardan önce gelmemişse) imlerin imlerini bırakmak istercesine- sözcüğü sözcüğüne yineleyerek bu parşömen üstünde bırakmaya hazırlanıyorum; onları çözmek için yakarabilsinler diye.