Elbette Yüzüklerin Efendisi'nde ''tanrılar'' (Valar, Maiar) vardı. Ancak sadece eski efsaneler olarak. Yani aslında Orta Dünya bu bağlamda modern dünyaya benzer. Tanrılar dünyadan göçmüşler, unutulmaya başlamışlar ve karanlık güçler dünyayı ele geçirmek üzeredir. (Tam burada Tolkien'in koyu bir Hristiyan olduğunu hatırlatmakta fayda var) Velhasıl bu metinlerde pozitivizm ve mitler en az Hüküm Dağı eteklerindeki Sauron kuvvetleri ile insan-elf ittifakı arasındaki kadar canlı ve güçlü bir şekilde savaşıp dururlar.
Gecekonduda yaşamayı iki şekilde düşünebilirsiniz; geleceğiniz için kuluçka dönemi olarak kabul edersiniz ya da şartlara uyum sağlayarak sakinlerden birine dönüşürsünüz. Hayal kurduğum ve zorluklarla yaşadığım için şanslıyım.
Postmodernizmin bir temele oturmaması gerekiyordu. Mesela birisi çıkıp, bazı geleneksel temel olguları yenisiyle ikame ettiğini iddia edebilir, bunu da kültürel değişme olarak açıklayabilir. Postmodernizmin için kültür, yöntemsel ve kavramsal olarak derinine inilemeyen bir olgudur.
Postmodern söylemin hala egemen olup olmadığı konusunda; bu egemenliğin gittikçe azaldığını söyleyebilirim. Kadim anlatıların bittiğinin söylendiği yerde yeni ve sorgulayan büyük anlatıların ortaya çıkmasına tanık olduk.
Asıl büyük anlatı Soğuk Savaş, Batı'nın kazanımlarıyla ilgili nedenlerden ötürü diğerlerinden daha çabuk bitti. Postmodernizm tarihin post-metafizik, post-ideolojik olduğu sonucuna vardı. Bunun telafi edilebilecek bir durum olduğuna inanmıyorum.