Medya değişimi mutlaka bir dengeyle sonuçlanmaz. Medyadaki değişim bazen yok ettiğinden daha fazla şey yaratırken, bazen tam tersi olur. Geleceğin sürprizlerle dolu olabileceğini unutmayarak, övgüler yağdırırken ya da mahkum ederken dikkatli olmalıyız. Matbaanın icadı da paradigmatik bir örnektir. Tipografi modern bireysellik fikrini beslemiş, ancak ortaçağa özgü cemaat ve bütünleşme duygusunu silip yok etmişti. Tipografi düz yazıyı yarattı, ama şiiri egzotik ve seçkinci bir ifade biçimine dönüştürdü. Tipografi modern bilime zemin hazırlamış, ancak böylece yurtseverliği -öldürücü olmasa bile- alçakça bir duyguya dönüştürmüştü.
Açıkçası, benim bakış açımla tipografinin dört yüzyıllık emperyal egemenliği, zarardan çok daha fazla yarar getirmiştir. Eğitim, bilgi, hakikat ve enformasyonla ilgili fikirlerimiz gibi aklın yararlarıyla ilgili modern fikirlerimizin çoğu da basılı sözle şekillenmişti.
Elektronik medya sembolik ortamımızın niteliğini kesinkes ve geri dönüşü olmayan biçimde değiştirdiğine göre eminim biz de kritik bir büyüklüğe ulaşmış durumdayız. Şu anda enformasyonları, fikirleri ve epistemolojisi basılı sözlerle değil, televizyonla şekillenen bir kültürüz.
Bir kültür sözlü iletişimden yazıya, basılı yayınlardan televizyon yayınlarına kaydıkça, hakikatle ilgili fikirleri de değişir. Nietzsche'nin dediği gibi, her felsefe yaşamın bir evresinin felsefesidir. Bizim buna ekleyebileceğimiz bir saptama, her epistemolojinin medyanın gelişmesinin bir evresinin epistemolojisi olduğudur. Hakikat, zamanın kendisi gibi, insanın kendi icat ettiği iletişim teknikleri hakkında ve bu teknikler aracılığıyla kendisiyle yaptığı konuşmanın bir ürünüdür.
... yazılı söz doğası gereği bir bireyi değil, bütün dünyayı muhatap almaktadır. Yazılı söz dayanıklı, ağızdan çıkan söz uçucudur; dolayısıyla yazı hakikate konuşmadan daha yakındır.