“Kızmıştım, doğru ama senden vazgeçebileceğimi nasıl düşünürsün ? Yağmur yağmadığı için toprak buluttan vazgeçebilir mi ? Ona gülümsemiyor diye anne yavrusundan vazgeçer mi ? Tarla tohumdan, başak güneşten, böcek çiçekten vazgeçer mi ? Benim senden vazgeçeceğimi nasıl düşünürsün..?”
Beni bağışla. İyi ile kötüyü, güzel ile çirkini, sevgili ile düşmanı ayırt edemeyen bu cahili bağışla. Bulduğu altını değersiz bir taş parçası gibi savurup atan bu aptalı bağışla. Sensiz yaşamanın çorak bir çöle döndüğünü fark edemeyen bu aymazı bağışla. Bağışlanmayacak kadar açgözlü, hırslı, vefasız olan bu kaba adamı bağışla. Eğer bağışlamazsan, bir uçurumun kıyısında gezinen bu zavallının ayağının altındaki son kaya parçası da kopacak...
“Ama seni hiç iyileşmeyecek bir yara gibi, seni bir türlü evine ulaşamayan bir yolcunun giderek acı veren hasreti gibi, seni özgürlük düşü kuran bir idam mahkumunun kararmayan umudu gibi hep yüreğimde taşıyacağım.” demek istedim, diyemedim...