"Yanıma sadece kitaplarımı alırım. Diğer her şey asla gerçekten benim olmamıştır. Bir otel karyolasında bir arkadaşın ya da bir yabancının odasında da kendi yatağımdaki kadar rahat uyurum. Aslında taşınmaktan her zaman mutluluk duyarım. Böylece hafızamın sahiden seçici hale gelebilmesi, sadece göz kapaklarımın ardında ışıldamaya devam eden görüntüleri hatırlayabilmem için sahip olduklarımı eleme, bazı nesnelerden vazgeçme fırsatı bulurum. Ürperişlerimi, şaşkınlıklarımı, altüst oluşlarımı, tereddütlerimi, değişimlerimi, özlemlerimi hatırlamayı tercih ederim. Tercih ederim çünkü bir nesne bükülmeyip katı ve hacimli kalmaya devam ederken diğer her şeyi zamanın rengine göre şekillendirebilirim.
Rey bir keresinde ona aynı zamanda hem mutlak hakimi, diktatörü, hem de baskı altındaki halkı olduğun kendi küçük totaliter topluluğunu kurmuşsun demişti.
Kötülüğün gücü sonunda sahibine dayanır. Kötülüğün sınırları o kadar geniştir ki, gün gelir içine sahibini almamazlık edemez. Kendi kötülüğü ile baş edebilen hiç kimseyi tanımadım, tanımıyorum. Mutsuzluğun kötülükle çok yakın ilişkisi olduğunuda biliyorum.
Onların dünyasında iniş çıkışlar bu denli büyük değil. Onların dünyasında coşku delilik derecesine varmıyor. Onların dünyasında bunalım ölüm korkusuna belki de ölüm isteğine dönüşmüyor. Onlar yemek yemeyi her zaman seviyor. Düzenli yemek yiyorlar. Duygusal coşkular yemek gibi beslemiyor onları. Onlar işlerine inanmış. Onlar 'başkaldırmayı' savunurken, belli bir düzenin akışındaki yerlerini korumaya çalışıyorlar. Onlar, dolmuşa biner gibi evlenip, iner gibi boşanmıyor.