Dünya çapında meydana gelen teknolojik olaylar neticesinde ortaya çıkan ölümcül bir virüs ile, dünya nüfusu çok kısa zamanda neredeyse tükenme seviyesine gelmiştir. Bu virüs, hastaya bulaştığı andan itibaren en geç 3 saat içinde hastayı öldürmektedir. Ölmeden önce hastaların yüzü kırmızılaşmaya başladığı için hastalığa da kızıl veba denmiştir. Bu salgından sağ kurtulan insanlardan birisi olan bir edebiyat profesörü ise, olayların üzerinden uzun bir zaman geçtikten sonra torunlarına bu zamanları anlatmış ve onlara öğütler vermek istemiştir. Fakat insanoğlunun tarih boyunca gelişmiş çağlara gelip sonrasında bir tufan ya da bir felaket sebebiyle yeryüzündeki eserleri ve birikimlerinin silinmesinin örneklerinden birisi olarak eserdeki hadiseler işlenmiştir.
Eserin özellikle pandemi sürecinde okunması halinde sanki yeni yazılmış bir felaket romanı gibi hissedilmesi mümkün olsa da, yukarıda da belirtildiği üzere, daha Avrupa’yı kasıp kavuran vebadan önce kaleme alınmış olan eser, yazarın gerçek anlamda özgün bir yazı kaleme aldığının en net örneklerindendir. İnsanın doğası ve yaratılışına ilişkin de oldukça önemli hususların işlendiği yazıda, insan yeryüzünde ne kadar gelişirse gelişsin bir yerden sonra bu birikimlerin yeniden silinerek kendi kendini imha etme gücünden bahsedilmiştir.
Kitapta ayrıca insanın güçlenmeye başlayıp belirli bir refah seviyesine geldikten sonra birbirine karşı düşman olarak kendi soyunu tüketen bir varlık olarak birçok yerde tanımlandığı gözlemlenebilir.
Yine eski yıllardan beri insanların, batıl inançlara duyduğu inanışın esasında yoksunluk seviyesi ile ilgili olduğuna da dikkat çekiyor. Eserdeki Tavşandudak isimli karakterin, bu konuda oldukça gülünç gelse de günümüzde dahi bazı yerlerde görülebilen bir inanışa sahip olması önemli bir mesaj