Sokrates, idam tehdidi karşısında, şu üstünlükten başka hiçbir üstünlük tanımıyordu: Bilmediğini bildiğini sanmıyordu. Bu yüzyılların en örnek yaşamı ve düşüncesi gururlu bir bilgisizlik açılımıyla sonuçlanır. Bunu unutunca, erkekliğimizi de unuttuk.
Sarhoş bir gökyüzünde istediğimiz güneşleri tutuşturuyoruz. Ama gene de sınırlar var; biz de bunu biliyoruz. En aşırı çılgınlıklarımızda, arkamızda bıraktığımız ve safça, yanlışlıklarımızın sonunda yeniden bulacağımıza inandığımız bir dengeyi düşlüyoruz.
Bugünün insanı gerçekten de bu dünyanın dar yüzeyinde baş döndürücü yığınlarla acı çeken kişidir, özgürlüğe şimdilik bekleyebilecek bir lüks diye bakan, ateşten ve besinden yoksun kişidir; bu kişi için henüz biraz daha acı çekmekten başka bir şey söz konusu değildir, tıpkı özgürlük ve son tanıkları için biraz daha silinmekten başka bir şey söz konusu olamayacağı gibi.
Bu dünya mutsuzluklarla zehirlenmiş, üstelik bundan hoşlanır gibi. Nietzsche’nin ağırlık ruhu dediği şu derde düşmüş tümüyle. Ona el vermeyelim. Tine ağlamak boşuna, onun için çalışmak yeter.