dünya öğütücü ve rutin külfetleri ile saatlerimi, yıllarımı çalmış; belli oluyor, utanıyorum yılgınlığımdan; parasından değil, yılgınlığımdan, devrimcinin iyisi yoksul adamdan çıkar; ben devrimci bile değilim, yorgunum sadece...
"kuma oturup suya bakardı, her şeye zor inanılırdı suya bakınca, çin diye bir ülke olduğuna ya da abd'ye ve vietnam'a, bir zamanlar çocuk olduğuna, hayır, buna inanmak zor değildi, onu unutamazdı. bir de erkeklik çağını: çalıştığı işler ve kadınlar, sonra kadınsızlık, şimdi de işsizlik. altımışında bir berduş. bitmiş. bir hiç. bir dolar yirmi sent nakit vardı cebinde. bir haftalık kirasını ödemişti bir de. okyanus… kadınları düşündü yine. bir kaçı iyi davranmıştı ona. diğerleri kurnaz, gürültücü, biraz deli ve çok zor kadınlar olmuşlardı. odalar ve yataklar ve evler ve noeller ve işler ve şarkılar ve hastaneler ve donukluk, donuk günler ve geceler ve anlam eksikliği ve fırsat eksikliği. ve şimdi, altmış yılın karşılığı: bir dolar yirmi sent."
yürüyen merdivene biniyorum,
genç bir adamla çok hoş bir kız
var önümde.
kızın pantolonu ve bluzu tenine yapışmış.
yukarı çıkarken
kız bir ayağını
bir basamak yukarı yerleştiriyor
ve kıçı büyüleyici bir biçim alıyor.
genç adam etrafına bakınıyor.
endişeli bir hali var.
bana bakıyor.
başımı çeviriyorum.
hayır, genç adam, bakmıyorum,
sevgilinin kıçına bakmıyorum.
kaygılanma, ona da sana da saygı duyuyorum.
hatta, her şeye saygı duyuyorum: büyüyen çiçeklere,
genç kadınlara, çocuklara, bütün hayvanlara, değerli
ve karmaşık evreninize, her şeye ve herkese.
genç adamın biraz rahatlamış
olduğunu hissediyor ve seviniyorum
onun adına.
sorununu biliyorum: kızın bir
annesi var, babası var, belki de bir kız kardeşi
ya da ağabeyi, ve kuşkusuz bir sürü sevimsiz
akrabası ve dans adip flört etmeyi seviyor ve sinemaya
gitmeyi seviyor ve bazen aynı anda sakız çiğneyip
konuşuyor ve aptal televizyon dizilerine bayılıyor ve
gelişmekte olan bir aktris olduğunu düşünüyor ve
her zaman çok güzel görünmüyor ve ürkütücü
bir öfkesi var ve arada sırada çıldırdığı oluyor ve