insanlar ve şehir geride kaldı. Kimseye faydası olmayan bir hırs ve telaş. İşte yine üstünüze bir zayıflık çöktü ve ardından melankoli.
Anlıyorum, anlıyorum. Sinirleriniz boşaldı. Gevşediğiniz an, vazgeçtiğiniz andır zaten.
Sen, ey dağ, kocamansın. Kayın ağaçların, meşelerinde insandan çok büyükler. Ama küçücük bir hayvana benzeyen insanlığın içinde, senin içinde olmayan bir şey var. Yürüyebilmek için dik, ayaklarının üzerinde durması gerekir insanın ve bu bazen yorucudur. Toprağa uzanır diğer mahlûkat gibi ama dinleniyorum zannederken, sağına soluna bir şeyler batar ve bir hayvan gibi kürkü de yoktur. Sonra, orada öylece rahatsız yatarken ağaçları görünce üzerine oturup dinlenmek için bir şeyler yapayım şunlardan, diye düşünür. Sonra kalkıp keser ağaçları ama kütük halinde ağacın hiç de rahat olmadığını fark edip, üzerine bir kürk veya hayvan postu sersem, der. O da yetmezse yün kaplı yastıklar ister.
İşte bu nedenle, şu noktaya gelmeye çalışıyorum ve daha fazlasını da söylemeye gerek yok, kendi şuurunuza sahip olduğunuzu ve bunun size yettiğini söyleyemezsiniz.
Ne zaman sahip oldunuz o bilince? Dün mü, bugün mü, bir dakika önce mi? Ya şimdi? İleride farklı düşünmeye, hareket etmeye hazır gibisiniz şimdi. Neden? Aman Tanrım, benziniz attı. Biliyorsunuz ki şu anda, bir dakika önce olduğunuzdan farklı birisiniz.