Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bir öğretmenin öğrencisi tarafından öldürülmesi tekil bir “öfke patlaması” değil; bir sistemin alarm veren çıktısı. Bu olay yalnızca bireysel patolojiyle açıklanamaz. Bu, sistemsel kör noktaların, kültürel erozyonun bir sonucu.
Toplumda öğretmenin itibarı zedelendiğinde, sınıf içindeki SINIRLAR zayıflar. Öğretmeni sürekli sorgulanan, itibarsızlaştırılan bir figür hâline getirmek; genç zihinde “KURALSIZLIK” mesajı üretir.
Oysa EĞİTİM korku üzerinden değil, net sınırlar ve güvenli bağ üzerinden inşa edilir.
Bir kısım veli çocuğunu mutlak haklılık zırhıyla sararken, bir kısmı tamamen geri çekiliyor. İki uç da riskli. Ebeveynlik; çocuğun davranışının sorumluluğunu üstlenmeyi, sınır koymayı ve model olmayı gerektirir.
Bu OLAYLAR toplumun aynasıdır. Aynaya bakmak CESARET ister
Ölüm, sahip olduğumuz en büyük korku değildir;en büyük korkumuz yaşamak için risk almaktan korkmamızdır. Gerçekte kim olduğumuzu ifade ederek yaşayabilme riskini almaktan korkuyoruz.
Eğer savaşırsak cellat oluruz,
el çekersek şeytan oluruz.”
Diyor Ali Şeriati. Tam da böyle bir zaman.
Şah’ın torununun İsrail ve ABD tarafından sürekli gündemde tutulması ve göstericilerin Pehlevi’yi çağırması, hareketin etkisini kırıyor. Herkes özgürlük istese de direnişe katılmakta kararsız. Çünkü İsrail’in Gazze’de 100 bin sivili katletmişken, İran halkı için ne tür bir hayır vadedeceği meçhul.
Halkına zulmetmek suretiyle iç savaşın eşiğinde olan bu güzel ülkenin ve insanlarının selametle özgürlüğe kavuşmasını dilerim 😔🙏