Sefa Çömlekci

Sefa Çömlekci
@PsychLens
Kitapların ve insan hikâyelerinin yol arkadaşı. Okudukça kendimi, dinledikçe insanları daha iyi anlıyorum. Doğa yürüyüşleri, kitaplar ve samimi sohbetler hayat yolculuğumun en güzel parçaları.
Denemeler: İnsan Ruhunun Aynasındaki Yansımalar
10/10
·375 syf.··
Beğendi
·
2024 128. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 22 Eylül 2024 10:58
Montaigne'nin Denemeler'i yüzlerce yıl öncesinden bugüne seslenen ve insan ruhunun derinliklerini keşfe çıkan bir içsel yolculuk. Eser, modern insanın zihinsel ve duygusal karmaşalarını öngörmüşçesine, insan doğasının değişmez yanlarını gözler önüne seriyor. Bir psikolog olarak, Montaigne’nin bu derin düşünceleriyle karşılaşmak, zamanın ötesinde bir dostla dertleşmek gibi. Her deneme, insan ruhunun farklı bir yansımasını barındırıyor. Yazar, yaşamın küçük görünen ama büyük anlamlar taşıyan anlarına dokunuyor. O, insan olmanın belirsizliklerine ve kırılganlıklarına dair yazarken, bir yandan da kendi korkularıyla yüzleşiyor. Bu, aslında hepimizin yaptığı, belki de yapmaktan kaçındığımız bir şey değil mi? Hepimiz, zihnimizin derinliklerindeki gölgeleri görmezden gelmek, onlardan kaçmak isteriz. Montaigne ise bu gölgelerin peşinden gidiyor ve onları cesurca kaleme alıyor. İçsel çatışmalarımız, kaygılarımız ve arzularımız… "Denemeler"de bunların hepsi yer buluyor. Psikolojik açıdan bakıldığında, Montaigne'nin kendini bu kadar açık ve dürüst bir şekilde ifade edebilmesi, günümüz insanının bile ulaşmakta zorlandığı bir özgürlük hali. İnsanın kendisiyle hesaplaşması, dış dünyanın kaosunu içsel huzura dönüştürme çabası, bu eserde her sayfada hissediliyor. Montaigne’nin, "Kendimden bahsediyorum; çünkü kendimle meşgul olmayı en çok bildiğim konu olarak görüyorum" demesi, terapötik bir içgörüye sahip olduğunu gösteriyor. O, kendi zihnini bir laboratuvar gibi kullanıyor ve bizi de bu deneyin bir parçası yapıyor. Eserin en güçlü yanı, insanın ruhsal karmaşasını yalın ve bir o kadar da sarsıcı bir dille anlatması. Montaigne, kendi benliğini ve insan doğasını incelerken, okuyucusuna da samimi bir şekilde sesleniyor: "Sen de benim gibi düşünmüyor musun? Sen de bu duyguları yaşamıyor
Psikoloji
DenemelerMontaigne · Cem Yayınları · 199965,6bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
"Bütün varlığımızla her iki tarafa birden bağlanmak hem aklımıza hem de vicdanımıza aykırı düşer. Birinin isteğine uyup ötekine ihanet ettiğiniz zaman o dostunuz bilmez mi ki, aynı ihaneti kendisine de yapabilirsiniz? İşine yaradığınız için sizi dinler, ihanetinizden yararlanmaya çalışır; ama size kötü gözle bakmaya da başlar, çünkü ikiyüzlü insanlar getirdikleri sözle yararlı olurlar, ama götürecekleri sözle de zararlı olabilirler. Birine söylediğim her şeyi gereğinde, belki biraz sesimi değiştirerek, ötekine de söyleyebilmeliyim. Birinden ötekine götürdüğüm sözler önemsiz, bilinen, ortalama sözler olmalı. Hiçbirine yalan söylememizi haklı gösterecek bir durum düşünemem. Bana güvenilen bir sırrı kutsal bir emanet gibi saklarım; ama sırları elimden geldiği kadar bilmemeye çalışırım. Dostlarımla şu pazarlığı yapabilirim: Bana sırlarını az güvensinler, buna karşılık benim her söylediğimin doğruluğuna inansınlar. Dostlarım bana her zaman istediğimden çok fazla sır vermişlerdir. Philippides, Lysimakhos’a pek akıllıca cevap vermiş. Kral ona: Dile benden ne dilersin? Ne vereyim sana? dediği zaman: Sırlarınızı vermeyin de ne verirseniz verin. demiş. Bakıyorum, herkes kendisine verilen işin gizli kapaklı her tarafını bilmek istiyor. Bunlar kendisinden gizlendi mi küsüyor, ben ise göreceğim işten fazlasını söylemedikleri zaman rahat ediyorum. Bilip de söylememenin üzüntüsünü duymak istemiyorum. Kötü işte kullanılmışsam bari vicdanım rahat olsun. Hiç kimseye fazla sevgiyle bağlanmak, bir uşak gibi sadık olmak istemem. Çünkü insanı ihanete alet etmeye kalkarlar. Kendine ihanet eden efendisine haydi haydi ihanet eder."
Sayfa 243 - Cem Yayınevi·Kitabı okudu
Kitap Alıntısı
içsel çekişmeler: iplerimiz kimde?
"Metin (Sayfa 235-236): İnsanların davranışları üzerine düşünce yürütmek isteyenler, bu davranışları birbirine uydurmakta, hepsini bir kalıba sokmakta çektikleri zorluğu hiçbir yerde çekmezler; çünkü bu davranışlar çok zaman birbirine öyle aykırıdır ki aynı tezgâhtan bu kadar çeşitli kumaş çıkması insana olanaksız gelir. Acımazlığın simgesi olan Neron'a; sarayın geleceği üzerine bir idam fermanı imzalatmaya getirmişler; bir insanı ölüme göndermek Neron’un öyle yüreğini yakmış ki: "Keşke hiç yazı yazmasını bilmeseydim," demiş; gelin de bunu açıklayın! Böyle örneklere her yerde, hatta kendi kendimizde o kadar çok rastlarız ki, aklı başında insanların bizi bir kalıba dökmeye çalışmalarına şaşarım; nasıl olur ki insanda en çok ve en açık görülen kusur zaten bir dalda durmamaktır. Publis Syrus’un ünlü sözü de onun için doğrudur. Malum consilium est quod mutari non potest. Değiştirilemeyen bir düzen kötü bir düzendir. Bir insanı, yaşamının belli başlı durumlarına bakarak yargılamak bize doğru gibi gelir, ama inanç ve âdetlerimizin mayasındaki kararsızlığı gördükçe, bana öyle geliyor ki, büyük yazarlar bile bizi her yerde, her zaman hep aynı kalan bir varlık olarak görmekle yanılmışlardır. İnsanın, herkese bilinen bir yüzünü alıyorlar, sonra bütün hareketlerini bu yüze uydurup anlatıyorlar; uyduramadıklarının birçoğunu hasıraltı ediyorlar. Augustus'u bir türlü anlatamadılar, çünkü bu adam bütün hayatı boyunca o kadar sık, o kadar çabuk ve açık değişmeler göstermiştir ki en gözü pek yargıçlar bile onun hakkında hüküm vermekten çekinmişlerdir. İnsanların en inandığı tarafı değişmezlik, en kolay inandığı tarafları da değişikliktir. Her gün yaptığımız şey, özlemlerimizin ardından, rastlantıların rüzgârıyla, sağa sola, yukarı aşağı gitmektir. Ne istediğimizi ancak bir şeyi
Sayfa 235 - Cem Yayınevi·Kitabı okudu
Alıntı
Kökleşen yanılmalar
"Bir kişinin yanılması bütün halkın yanılmasına yol açar, bütün halkın yanılması da sonradan teklerin yanılmasına. Böylece yanlışlık elden ele geliştikçe gelişir, biçimden biçime girer; o kadar ki işin en uzağındaki tanık, en yakınındakinden daha çok şeyler bilir; olayı son öğrenen ilk öğrenenden daha inançlı olur. Bunda da şaşılacak bir şey yok; çünkü insan bir şeye inandı mı ona başkasını da inandırmayı bir borç sayar, kolay inandırmak için de anlattığına dilediği gibi çeki düzen vermekten, bir şeyler katmaktan çekinmez: Karşısındakinin karşı koyma gücünü kırmak, onun kafasının alabileceğini sandığı gibi konuşmak ister." (Kitap II, bölüm XI)
Sayfa 160 - Cem Yayınevi·Kitabı okudu
Alıntı
"Dost ve dostluk dediğimiz, çokluk ruhlarımızın beraber olmasını sağlayan bir raslantı ya da zorunlulukla edindiğimiz ilintiler, yakınlıklardır. Benim anlattığım dostlukta ruhlar o kadar derinden uyuşmuş, karışmış kaynaşmıştır ki onları birleştiren dikişi silip süpürmüş ve artık bulamaz olmuşlardır. Onu* niçin sevdiğimi bana söyletmek isterlerse bunu ancak şöyle anlatabilirim sanıyorum: Çünkü o, o idi; ben de bendim. Ruhlarımız o kadar sıkı bir birliktelikte yürüdü, birbirini o kadar coşkun bir sevgiyle seyretti ve en gizli yanlarına kadar birbirine öyle açıldılar ki ben onun ruhunu benimki kadar tanımakla kalmıyor, kendimden çok ona güvenecek hale geliyordum. Öteki sıradan dostlukları buna benzetmeye kalkışmayın: Onları, hem de en iyilerini ben de herkes kadar bilirim. O dostluklarda insanın, eli dizginde yürümesi gerekir: Aradaki bağ, güvensizliğe hiç yer vermeyecek kadar düğümlenmiş değildir."
Sayfa 53 - Cem Yayınevi·Kitabı okudu
Alıntı