Şimdi bir hiptonizma deneyine katılalım. İşte A diye anacağımız özneyi B uyutuyor ve ona uyandıktan sonra kendisine getirildiğini sandığı bir el yazmasını okumak isteyeceğini, onu arayacağını ve bulamayacağını, sonra bir başka kişinin, C'nin onu çaldığını sanacağını C'ye öfkeleneceğini söylüyor. Şunu eklemek gerekir ki, öznemiz o güne kadar C'ye hiç öfke duymamıştır ve koşullara göre de öfke duyması için bir neden bulunmamaktadır, üstelik C el yazması getirmiş değildir.
Ne oluyor? A uyanır ve bazı konularda kısa bir karşılıklı konuşmadan sonra " ha, bu bana bir şey hatırlattı, Ben bir yazı yazmıştım, size okuyacağım ( okumak isterim) " der. Bakınır, el yazmasını bulamaz, sonra C'ye döner, yazıyı almış olabileceğini söyler, C bu savı reddedince A birden öfkelenir ve C'yi düpedüz yazıyı çalmakta suçlar. Daha da ileri gider, C'nin bir hırsız olduğunu inandırıcı kılacak nedenler öne sürer. Sağdan soldan duyduğuna göre, C'nin bu el yazmasına müthiş gereksinimi vardır ve bu anı fırsat bilip almıştır falan filan...
Yalnız C'yi suçlamakla kalmamak da, suçlamasını inandırıcı kılacak sayısız "ussallaştırmalar" uydurmaktadır.
( elbet bunlardan hiçbiri doğru değildir ve bunlar daha önce A'nın aklından hiç geçmemiştir.)
Şimdi bu noktada odaya bir başkasının girdiğini düşünelim. A'nın duyduğunu ve düşündüğünü söylediğinden hiçbir kuşku duymayacaktır. Kafasındaki tek soru, suçlamasının doğru olup olmadığı, yani A'nın düşüncelerinin içeriğinin, gerçek olgulara uyup uymadığı olacaktır. Ama sürece başlangıcından bu yana tanık olan bizler, suçlamanın doğru olup olmadığını sorma gereği duymayız. Şu anda A'nın duyduklarının ve düşündüklerinin kendi duygu ve düşünceleri değil de, kafasına bir başka kişi tarafından konulmuş yabancı ögeler olduğundan emin olduğumuzdan, sorunun bu olduğunu