Masallarda en ilkel korkularımız, en saf umutlarımız, en ham arzularımız bir aradadır. En masum görünen kurnazlık bile aslında kan donduran bir şiddet metaforunun ardına gizlenmiştir. Külkedisinin üvey ablaları, ayaklarını o ufacık ayakkabıya sığdırabilmek için ayak parmaklarını keserler, masalın sonunda güvercinler ikisinin de gözlerini oyar. Hansel ve Gretel ihtiyar cadıyı fırında yakarlar. Kurt önüne geleni, bu arada Kırmızı Şapkalı Kızı da yutar. Sonra karnı deşilip içindekiler dışarı dökülür. Gölge prensesle evlenebilsin diye, gölgenin sahibi olan genç adam idam edilir. Gazetede haber diye okusak içimizi bulandıracak, dehşete düşmemize neden olacak bir sürü olay ("Kız kardeşinin ayakkabısını giyebilmek için ayak parmaklarını kesti," ya da "Yedi ve dokuz yaşındaki iki kardeş komşuları olan ihtiyar kadını fırında yaktılar"), masallarda büyük bir doğallıkla anlatılır. Çünkü bunların her biri, Carl Gustav Jung'un terimiyle, birer arketiptir.