"Aşk aldatıcı bir duygudur. İhtiyaçtan doğar ve sanaldır. Mantığı yoktur, o yüzden verdiği keyifler geçicidir. Aşkın grafiği sürekli yukarılara çıkmaz. O kadar yanıltıcıdır ki, zorluklarla beslenir, zorluklar çekip gittikten sonra, kavuşur kavuşmaz aşk biter. Kişiler bir süre daha kendilerini kandırmayı sürdürürler, aşkın delik deşik olduğunu anladıklarındaysa, yumruk yemiş gibi olurlar, mutsuzluk böyle başlar" dedi. "O yoğun duyguları, çıldırtıcı keyfi kaç gün olursa olsun yaşamaya değmez mi ? Başka hangi duygu bu kadar büyük bir keyfi yaşatıyor insana? Yaşam önümüzde çizilmiş düz bir çizgi mi? Çizilenlere uymak zorunda mıyız sıkılsak da? Yaşadığımız anlardan başka sahip olabildiğimiz neyimiz var?" diye sordum ona. "Sahip olduğumuz bir iç huzurumuz, güvenliğimiz, üzmememiz gereken sevdiklerimiz var. Sorumluluk denilen çok önemli bir kavram var" dedi. "Sevdiğimiz kişiler, biz nerede ve nasıl mutlu oluyorsak buna razı olmalı kendi üzüntüleri pahasına, gerçek sevgi budur. Sorumluluk ise, kendini feda noktasına gelmemeli. Kendimize karşı sorumluluğumuz değil midir bizi özgür kılan? Bize sorumluluklar yükleyerek özverili olmamızı bekleyenler, özveriye bir de sınır çekmemelilerdi" dedim.