Farkındalığın özgürleştirici etkisi nasıl mümkün olabilir sorusuna verilebilecek cevaplardan biri şu fikirde yatıyor: İnsanın dünyadaki konumunun gücü onun gerçekliği kavrayış derecesine bağlıdır. Ne kadar az kavrıyorsa o kadar kafası karışır ve dolayısıyla kendini güvensiz hissedip sırtını putlara dayayarak güvenceyi onlarda bulur. Gerçekliği ne kadar çok kavrarsa kendi ayakları üzerinde o kadar sağlam durur ve kendi iç benliğini varoluşunun merkezi kılar. Gücünü toprak anaya dokunmaktan alan ve düşmanının onu ancak yeterince uzun Süre havada tutarak öldürebildiği Antaios'a benzer insanoğlu.
Travma tedavisinin güçlüğü, yalnızca geçmişle uğraşmak değil, aynı zamanda günlük yaşam deneyimlerinin kalitesinin de geliştirilmesinin gerekliliğidir. TSSB'de travmatik anıların baskın olmasının nedenlerinden biri de içinde bulunulan zamanı tam olarak yaşayamamaktır. Tam olarak burada olamadığınızda, orası korku ve sefaletle dolu olsa bile, yaşadığınızı hissettiğiniz yerlere gidersiniz.
Ute gibi insanlar için tetikte olmak ve odaklanmak zordur ancak
yaşamlarını yeniden ellerine almak istiyorlarsa, bu zor ama kaçınılmaz bir görevdir. (Ute kendi kendine iyileşti. Deneyimleri hakkında bir kitap yazdı ve Mental Fitness isimli başarılı bir dergi çıkarmaya başladı.) Bu noktada, aşağıdan yukarı terapi, bir gereklilik hâline geliyor. Gerçekte amaç, hastanın fizyolojisini, bedensel algılarıyla ilişkisini değiştirmektir. Travma Merkezinde kalp atışı, nefes alıp verme özellikleri gibi temel ölçülerle çalışyoruz. Aküpresür vuruşlarla hastaların duyumlarını anımsamalarına ve bedensel algılarına dikkat etmelerine yardım ediyoruz. Başka insanlarla ritmik etkileşimler de etkilidir. Plaj topunu ileri geri atma, pilates topu üzerinde sıçramak, bateri çalmak ya da müzikle dans etmek.
Depersonalizasyon: Kendilikle ilgili farkındalığın yitimi, bedenin, düşüncelerin, hareketlerin kendisine ait olmadığı hissi, insanın kendisinden ayrılmış ve dışarıdan gözlüyormuş gibi hissetmesi.