Ece Işık

Ece Işık
@Queenlight
Yoga Eğitmeni
İstanbul
Beyoğlu, 27 Ocak 1989
145 okur puanı
Temmuz 2017 tarihinde katıldı
Sessizlik OteliSessizlik Oteli kitabında Jonas'ın okuduğu ve dinlediği şeyleri not alan biri var mı?
Reklam
Nokta
Dünya Tiyatrolar günündr bu oyunu izleyebilmenin değeri benim için apayrı. Emeği geçen herkese teşekkürler. Özge muhteşem biri! Çok yönlü kişiliğini böylesine beslemesi ve ifade etmesi büyüleyici, takdire şayan ve gurur duyulası. Yazdığı bu metin, değindiği ve sakınmadığı dili ile kalpleri parçalayarak taşı gediğine koyuyor! Kadın olmanın tarihler boyunca zorluğunu gözler önüne seriyor. Yaralarımızı gözler önünde görmek ve bu yaralara ses olması beni çok etkiledi. İyi ki varsın Özge!

Hisia ↯

@hisia
·
Nokta
İnanılmaz keyif aldığım bir tiyatro önerisiyle geldim. Umuyorum kendi şehrinize geliyor mu diye bir göz atarsınız. Kitap bağlamında girip çıktığım bu uygulamaya tiyatroyu taşımak neden daha önce aklıma gelmedi bilmiyorum. Bu akşam benim için çok kıymetli bir sanatçı olan Özge Arslan'nın Nokta isimli tiyatrosunu izledim. Ana karakterimiz Nokta, çok bilgili ve kadınların kolektif acısını içinde taşıyan dirençli, Karadenizli bir kadın. Bize birbirinden farklı dönem, koşullar ve coğrafyalarda yaşamış kadınların deneyimlerini aktararak sistem eleştirisi sunuyor. Bedeni parçalanmış Saarje, kızının berdel evliliği yapmasına göz yumarak kendisiyle aynı acıyı yaşatan Sipi, tiyatrodan ve hayatından zorla koparılan Afife Jale, kocası bir hayvanı suistimal ettiği için cinayet suçu işleyen Ulya... Bu oyunda mağdur olanla mağdur edilenin birbirine karıştığı düzen sorgulanıyor. Bir yandan da Nokta o kadar hicivli birisi ki, bizler seyirci olarak kah ağladık kah güldük. Nokta Ana hikayeden hikayeye geçerken bizi de duygudan duyguya taşıdı anlayacağınız. Sahnenin dekoru, Özge Arslan'ın senkretik sesi, ışık ve kostüm kullanımı şahaneydi. Kendisi bu oyunun yönetmeni, yazarı, oyuncusu, müzik tasarımcısı ve bestecisi kısacası her şeyi. 10 parmağında 20 marifet olan çok yetenekli bir kadın olduğu için her şeyini öveceğim evet:)) Konuyu son olarak kendisinden dinleyelim isterseniz: "Bu oyun sistemli kötülüğün sahnedeki tezahürü ve bu tezahür Nokta’nın hicivi ile düşündüren bir komediye dönüşüyor. İnsanlığın üzerine sıfatlanmış korkunç bir kötülük var bunu hepimiz biliyoruz. Bu bilgi bana hep ağır gelmiştir ve yazmaya, söylemeye itmiştir. O sebeple de, hayvanlara, doğaya, kendinden güçsüz olduğunu düşündüğü her varlığa şiddet şovu yapan herkes için bir ağıt yakma töreni bu oyun. Konuyu
Farkındalığı gerçekten tetikleyen bir eser. Fromm’un felsefi dili o kadar güzel yumuşatmış olması, kitabın sanki seninle sohbet ediyormuş gibi akmasını sağlıyor. Kısa bir kitap olması göz korkutmasın ama mutlaka sakin bir kafayla, her kelimenin tadına vararak okunmalı. Benim için en büyük zevk, kitapta değinilen o derin karakterleri tanımaktı. Özellikle Karen Horney’i bu kitap sayesinde keşfettiğim için çok mutluyum; insanın kendi savunma mekanizmalarını görmesi bazen ağır olsa da, Horney’nin o net çözümlemeleri yolu aydınlatıyor. Fromm Freud’un "Anal Karakter" kuramına atıfta bulunarak, "Sahip Olma" modunun fiziksel ve ruhsal düzeyde nasıl bir "tutma/bırakamama" takıntısına dönüştüğünü anlatıyor. Fromm, cimriliği sadece para biriktirmek olarak görmez; o bir "enerji hapsi"dir. Narsist kişi için "dünyanın geri kalanı" sadece birer nesnedir. O sadece kendi imajına ve fikirlerine sahiptir. Fromm der ki; narsist kişi dünyayı olduğu gibi değil, sadece kendisine hizmet ettiği ölçüde görür. Bu, karakterin dışarıya tamamen kapanması ve sadece kendi "egosuna" tutunmasıdır. Bu da bir tür duygusal "kabızlık"tır; duygular dışarı akamaz, sadece içeride birikir. Sadizmin özü, bir başkası üzerinde tam kontrol sahibi olmaktır. Eğer birine hükmediyorsan, ona bir canlı olarak değil, sahip olduğun bir eşya gibi bakıyorsun demektir. Onu istediğin gibi evirip çevirmek, "sahip olma" modunun en yıkıcı ve karanlık ucudur. Fromm bize şunu gösteriyor: Karakter bir bütündür. Henry Ford’un o çorapları bırakamaması ile bir sadistin kurbanını bırakmaması ya da cimri birinin bağırsaklarını bırakamaması aynı kökten beslenir: Kayıp korkusu ve aşırı kontrol ihtiyacı.
Zen ve OkçulukZen ve Okçuluk sayfa 13, Çevirmenin sözü bölümünde geçen bir alıntı "İdmanı bir gün bırakanı kemankeşlik on gün bırakır" sözünün vurguladığı sürekli, kesintisiz ve uzun süreli pratik gerekliliği, Patanjali'nin Yoga Sutraları'ndaki en temel öğretilerden birini hatırlatıyor. Sutra 1.14 (Samadhi Pada) "Sa tu dīrghakāla nairantarya satkāra āsevito dṛḍhabhūmiḥ." "Ancak o (pratik), uzun bir süre boyunca, kesintisiz (düzenli) ve içten bir bağlılıkla (saygı ve coşkuyla) uygulandığında sağlam bir temel kazanır (sarsılmaz olur)." Sutranın Analizi veya Sutranın Detaylı Açılımı Bu sutra, yoganın nihai amacına (zihnin dalgalanmalarının durulması ve sabit bir duruma ulaşılması) ulaşmak için gereken istikrarlı pratiğin (Abhyāsa) temellerini açıklar: 1. Dīrghakāla (Uzun Süre): Pratik uzun bir süre boyunca yapılmalıdır. 2. Nairantarya (Kesintisizlik): Pratik kesintisiz, sürekli ve düzenli olmalıdır. 3. Satkāra āsevito (Özen ve İçtenlik): Pratik özenle, saygıyla ve içten bir bağlılıkla sürdürülmelidir. Bu üç koşul yerine getirildiğinde, pratiğin dṛḍhabhūmiḥ (sağlam bir temel) oluşturacağı belirtilir. Yani, tıpkı kemankeşlikte olduğu gibi, Yoga pratiğinde de uzun süreli, düzenli ve adanmış bir çaba olmadan kalıcı bir ilerleme sağlanamaz.
Yoga
Zen ve OkçulukZen ve Okçuluk "Japonya'daki belki de bütün Uzak Doğu ülkelerindeki pek çok sanat dalında olduğu gibi okçulukta da görülen önemli bir özellik, bunların bir yarar beklemeksizin, güzel bir eğlence oldukları düşünülmeden, daha çok gerçeğe erme amacıyla bir bilinç keskinleştirme eğitimi diye uygulanmalıdır. Bu bakımdan, ok hedefi vurmak için atılmaz, kılıç hasmı yıkmak için savrulmaz, dans gösteriş için edilmez. Amaç bilincin bilinç ötesi gerçekle uyumunu sağlamaktır." Bu Zen ve Okçuluk kitabında geçen önsöz paragrafı bana yoganın temelindeki niyeti hatırlattı. Yogada da asana (duruş), esneklik veya fiziksel bir başarı elde etmek için yapılmaz. Hedefimiz, bedenin, nefesin (Prana) ve bilincin (Citta) birliği, yani süreçtir. Bu felsefelerdeki asıl amaç, yoganın da anlamı olan 'birliğe' (yuj/yoga) ulaşmaktır. Tıpkı kılıç ustasının hareketlerinde 'kendiliktenlik' (spontanlık) araması gibi, yogi de asanada çaba ve rahatlığın (Sthira Sukham) birleştiği, zihinle bedenin bir olduğu o anı (anda kalmayı) hedefler. Karın kasları, bu birliğin dışa vuran fiziksel bir göstergesidir, amaç değil. Yani karın kasları, güçlü kollar yoga hedefi değildir. Beden, zihin ve nefes bütünlüğü sağlama hedefinde zaten gerçekleşecek olanlardır. Eğer hedef karın kaslarıysa o yoga değildir. Yoga, hedef merkezli değil; beden, zihin ve nefesin bütünlüğüne odaklanan, kapsamlı bir öğreti sunar.
Yoga
Reklam