Keşke dedim, keşke babam beni İstanbul'daki o yatılı yabancı okula göndermeseydi, keşke bu kadar yabancılaşmasaydım,keşke kendimi Batılı yerine koyarak yıllarımı harcamasaydım, keşke Mehmet gibi Mardin'de sırtımı koca bir çınara dayayarak sağlamca yaşayıp gitseydim; hem kendime güvenim daha çok olurdu,hem de Doğuluların Batılı, Batılıların ise kendi halkına yabancılaşmış bir Doğulu olarak gördüğü kimliksizlikten kurtulurdum.
Doğu'da sevdanın, masalın,sihrin daha derin olmasıyla ilgiliydi. Araplar sevdaya garam diyordu, aşk ise sarmaşıkların sarılması anlamındaydı ki belki de sevdaya daha çok yakışan bir şeydi. Ya da ben, bir hayale sevdalanmanın esrikliği içinde böyle düşünüyordum.