" Yalnız kalmayı sevdiğim anlar oluyor, hiç kimseyle üzüntülerimi paylaşmadan kederlenmek, acı çekmek istiyorum ve bu anlar her geçen gün daha sıklaşıyor. Anılarımda bazen açıklanamayan ama son derece güçlü şeyler buluyorum; saatlerce çevreme karşı duyarsız, gerçeklikten uzak kalıyorum. Şimdiki hayatımda ister hoş olsun isterse olmasın genellikle geçmişimdeki benzer bir anıyı bana hatırlatıyor. Daha çok da çocukluğumla, çocukluğumun altın çağıyla ilgili oluyor. Ancak bu anlar, beni her zaman boğuyor. Beni güçsüz bırakıp hayal gücümü tüketiyor. Sonuç olarak da zaten iyi olmayan sağlığım gitgide kötüleşiyor."
" Sokakta birisinin arkamdan geldiğini hissettim mi bütün tecessüsümü yenerek, başımı çevirmemekte ısrar ederim ve bu sırada kafamdan bir çok ihtimaller geçiririm: Peşimdeki genç olabilir, ihtiyar ve çökmüş bir kadın avcısı olabilir, zengin bir prens, fakir bir talebe, hatta sarhoş bir serseri de olabilir. Adımlarının çıkardığı sesten kim olduğunu tayin etmeye çalışırım ve bu şekilde, nasıl geldiğimi anlamadan yol bitiverir..."
Ben ev halkına niçin bu yalanı söylediğini değil, bana niçin hakikati söylediğini merak ediyor fakat bundan biraz da gurur duyuyordum: Bir insana başkalarından daha yakın olmanın gururunu.